YAZARLAR MEKTEBİ
OKU · YAZ · PAYLAŞ

Makale

3 içerik bulundu

1 / 1

İyi dikkat edin! Bu ip kimin ipi?

Daha önce dile getirdiğim bir espri vardı; Batı illerinden bir müftü Diyarbakır’ı ziyaret ediyor, Cuma vakti sohbet yapması için kendisine bir cami veriliyor, cübbesini ve sarığını giyinen müftü caminin imamına “Hoca efendi, hangi konuda konuşayım?” diye sorunca imam sakin bir ses tonuyla; “Müftü efendi, İslam kardeşliği hakkında konuşmayın da ne konuşursanız konuşun!” diyor. Zannedersem meseleyi anlamışsınızdır.

Farkındaysanız kürsülerden, minberlerden, ekranlardan çokça duyduğunuz bir ayet var, “sıkıca tutunun” diye bize uzatılan bir ip var; Allah’ın ipi.

“Va’tasımû bihablillahi cemî’an velâ teferrakû – hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp bölünmeyin!”(Âl-i İmran 103)

Zannedersem en çok dinlediğimiz ve aşina olduğumuz ayet-i kerime bu olsa gerek. Hem sadece Türkiye’de değil bütün İslam âleminde böyle.

Şimdi tutunmamız gereken bu ip; Kur’an mıdır, İslam mıdır, Peygamber Aleyhisselam mıdır diye uzun uzun izahını, tefsirini yapmayacağım.

Bundan daha önemlisini söyleyeceğim; Birincisi bu âyeti okuyanın hangi niyetle okuduğu, nereye çağırdığı, nasıl bir hedef gösterdiğidir, toplanma noktasının neresi olduğudur.

Sonra “hepiniz” derken kimleri içine aldığı, bu çağrıyı yapanın gözünün önüne kimleri getirdiğidir.

İkincisi de anlayanın nasıl anladığı, hem Allah’ın ipinin mahiyeti hem de “bölünüp parçalanmayın” uyarısındaki sınırların ne olduğudur.

Bu konuyu niçin irdeliyoruz? Çünkü etkisini göremediğimiz için, hatta bazı durumlarda tam aksine ayrıştırdığına kanaat getirdiğimiz için üzerinde duruyoruz.

Eğer siz “hepiniz topluca Allah’ın ipine sarılın” diye insanları çağırdığınız yer bir kavmin, bir ırkın, bir kralın, bir ulusun bayrağının altı ise öncelikle orası Allah’ın ipi değildir, ümmetin toplandığı yer değildir.

Hatta böyle bir durumda bu çağrı bir bölünme çağrısı, ümmetten ayrılma çağrısı olmaktadır, yanlış mı düşünüyoruz?

Çoktan beri bu ayetler ışığında vahdet konusunun işlendiği Türkiye’de İslami camialar arasında vahdetin bir türlü sağlanamaması, ülke sınırlarını aşamamasının sebeplerini burada aramamız gerekmez mi?

Selam ve dua ile!

Mehmed Göktaş Doğru Haber gazetesi

İyi dikkat edin! Bu ip kimin ipi?
Makale14 Nisan 2 dk

İyi dikkat edin! Bu ip kimin ipi?

Daha önce dile getirdiğim bir espri vardı; Batı illerinden bir müftü Diyarbakır’ı ziyaret ediyor, Cuma vakti sohbet yapması için kendisine bir cami veriliyor, cübbesini ve sarığını giyinen müftü caminin imamına “Hoca efendi, hangi konuda konuşayım?” diye sorunca imam sakin bir ses tonuyla; “Müftü efendi, İslam kardeşliği hakkında konuşmayın da ne konuşursanız konuşun!” diyor. Zannedersem meseleyi anlamışsınızdır.Farkındaysanız kürsülerden, minberlerden, ekranlardan çokça duyduğunuz bir ayet var, “sıkıca tutunun” diye bize uzatılan bir ip var; Allah’ın ipi.“Va’tasımû bihablillahi cemî’an velâ teferrakû – hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp bölünmeyin!”(Âl-i İmran 103)Zannedersem en çok dinlediğimiz ve aşina olduğumuz ayet-i kerime bu olsa gerek. Hem sadece Türkiye’de değil bütün İslam âleminde böyle.Şimdi tutunmamız gereken bu ip; Kur’an mıdır, İslam mıdır, Peygamber Aleyhisselam mıdır diye uzun uzun izahını, tefsirini yapmayacağım.Bundan daha önemlisini söyleyeceğim; Birincisi bu âyeti okuyanın hangi niyetle okuduğu, nereye çağırdığı, nasıl bir hedef gösterdiğidir, toplanma noktasının neresi olduğudur.Sonra “hepiniz” derken kimleri içine aldığı, bu çağrıyı yapanın gözünün önüne kimleri getirdiğidir.İkincisi de anlayanın nasıl anladığı, hem Allah’ın ipinin mahiyeti hem de “bölünüp parçalanmayın” uyarısındaki sınırların ne olduğudur.Bu konuyu niçin irdeliyoruz? Çünkü etkisini göremediğimiz için, hatta bazı durumlarda tam aksine ayrıştırdığına kanaat getirdiğimiz için üzerinde duruyoruz.Eğer siz “hepiniz topluca Allah’ın ipine sarılın” diye insanları çağırdığınız yer bir kavmin, bir ırkın, bir kralın, bir ulusun bayrağının altı ise öncelikle orası Allah’ın ipi değildir, ümmetin toplandığı yer değildir.Hatta böyle bir durumda bu çağrı bir bölünme çağrısı, ümmetten ayrılma çağrısı olmaktadır, yanlış mı düşünüyoruz?Çoktan beri bu ayetler ışığında vahdet konusunun işlendiği Türkiye’de İslami camialar arasında vahdetin bir türlü sağlanamaması, ülke sınırlarını aşamamasının sebeplerini burada aramamız gerekmez mi?Selam ve dua ile!Mehmed Göktaş Doğru Haber gazetesi

1 / 1

Mevlit Mitingi’nin tertip ve düzeni

Gazetecilik refleksi insana bazı alışkanlıklar kazandırır; gördüğünü kıyaslamak, yaşadığını hafızaya not düşmek ve iyiyle vasatı ayırt edebilmek gibi…

36 yıllık meslek hayatımda sayısını tam olarak tutmadım ama yüzü aşkın miting, festival ve kitlesel etkinliği yerinde izlediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu kadar deneyimin ardından “iyi organizasyon” dediğimiz şeyin ne olduğunu az çok bilirim. Ve açık konuşmak gerekirse, geçtiğimiz pazar günü düzenlenen etkinlik, bu anlamda uzun zamandır gördüğüm en tertipli, düzenli örneklerden birisi oldu.

Peygamber Sevdalıları Platformu tarafından organize edilen Mevlid-i Nebi mitingi, sadece kalabalığıyla değil, baştan sona planlanmış yapısıyla öne çıktı. Çoğu zaman büyük organizasyonlarda karşılaştığımız aksaklıkların neredeyse hiçbirine rastlanmadı. Bu da bize şu gerçeği bir kez daha hatırlattı: Bir mitingin başarısı yalnızca katılım sayısıyla değil, o katılımın nasıl sağlandığı ve nasıl yönetildiğiyle ölçülür.

Etkinliğin hazırlık süreci günler öncesinden başlamıştı. Şehrin dört bir yanında asılan pankartlar, dolaşan anons araçları, yapılan duyurular… Bunlar klasik yöntemler gibi görünse de burada fark yaratan şey, bu araçların eş zamanlı ve planlı bir şekilde kullanılmasıydı. Bununla da yetinilmedi; cep telefonlarına gönderilen mesajlar, evlere ve iş yerlerine ulaştırılan Türkçe ve Kürtçe el ilanları, organizasyonun ne kadar geniş bir iletişim ağı kurduğunu gösteriyordu.

En kritik noktalardan biri ise ulaşım meselesiydi. Birçok farklı noktadan kaldırılan ücretsiz araçlar, katılımın artmasında doğrudan etkili oldu. İnsanları sadece davet etmek yetmez; o daveti kolaylaştırmak gerekir. İşte bu organizasyon tam da bunu yaptı.

Alanda ise başka bir disiplin göze çarpıyordu. Kendi belirledikleri kurallar çerçevesinde kadınlar ve erkekler için ayrılan bölümler, görevlilerin yönlendirmesiyle düzenli bir şekilde dolduruldu. Kentin önemli kavşaklarında halkı mitinge davet eden, ellerinde “Peygamber Sevdalıları” flamaları bulunan yüzlerce kişi, sadece yönlendirme yapmakla kalmadı; aynı zamanda organizasyonun akışını da kontrol etti. Trafikten alan düzenine kadar her şey belli ki günler öncesinden detaylı olarak düşünülmüştü.

Miting alanında ise teknik altyapı da dikkat çekiciydi. Ses sisteminin alanın her noktasına eşit şekilde ulaşması sağlanmış, evlerinde insanların izleyebilmesi için sosyal medya ve televizyonlarda canlı yayın yapılmaktaydı.

Acil sağlık, kayıp çocuk ve eşya çadırı, ikram noktalarının kurulması, görevlilere zamanında yiyecek ve içecek ulaştırılması gibi detaylar ise organizasyonun “insan odaklı” planlandığını gösteriyordu. Çünkü büyük kalabalıkları yönetmenin yolu, sadece kalabalığı toplamak değil; o kalabalığın ihtiyaçlarını da doğru şekilde karşılamaktan geçer.

HÜDA-PAR’a yakın STK’ların kurduğu platformun gerçekleştirdiği miting şu gerçeği bize gösteriyor: Birincisi, bir davaya olan bağlılık organizasyonun kusursuz olmasını sağladı. İkincisi ise işin ehline verilmesi sonucu, liyakat ve disiplin bir araya geldiğinde ortaya böylesine kusursuza yakın bir tablo çıkabiliyor.

Kimin düzenlediği ya da hangi amaçla yapıldığı tartışmalarını bir kenara bırakırsak, ortada net bir gerçek var: Eğer bir miting bu kadar planlı, sistemli ve detaylı hazırlanırsa, katılım da o ölçüde yüksek olur. İnsanlar iyi organize edilmiş bir etkinliğe gitmekten çekinmez, aksine o düzenin bir parçası olmak ister.

Batman’da yıllardır düzenlenen birçok mitingde eksik olan şey ne kalabalık ne de imkândı; daha çok eksik olan şey organizasyon aklıydı. Bu akıl devreye girdiğinde, sonuç kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Sonuç olarak, pazar günü gördüğümüz tablo sadece bir miting değil, aynı zamanda “nasıl yapılmalı” sorusunun somut bir cevabıydı. Ve görünen o ki, bu tür disiplinli çalışmalar sadece bir günle sınırlı kalmayacak; ilerleyen süreçlerde de etkisini hissettirmeye devam edecek.

HÜDA-PAR’ın Batman’da gittikçe oyunu yükseltmesi bir tesadüf değildir. Bu tür organizasyonlardaki tertip ve düzenle onlara puan kazandırıyor.

Üstelik maddi olarak kendilerini destekleyen ne belediye yönetimleri ne de iktidarın gücü var. Bağış ve desteklerle bu devasa organizasyonları kusursuz şekilde organize ediyorlar.

Peygamber Sevdalıları Platformu mitingi, festivaller ve Nevroz tertip komitelerine “öyle değil, işte böyle organize edilir” mesajı veriyor.

Bu konuyu yazdım diye eminim, her gerçeği yazdığım gibi bazı siyasi parti temsilcileri ve kurum yetkilileri beni yaftalayacak ve suçlayacaklar.

Bugüne kadar “bir HÜDA-PAR’lı” dememişlerdi, onu da diyecekler bana. Çünkü yıllardır bazı siyasi parti ve kurum temsilcileri eksiklik ve kusurlarını başkalarını suçlayarak örtüyorlar.

Beni de birçok kez hiç ilişkim olmayan kesimlerle yaftaladılar.

Varsınlar ne derlerse desinler, biz gerçekleri yazmaya devam edeceğiz. Ben sadece başarının ve kazanımların boş yere olmadığını, emek ve ciddiyet gerektirdiğini göstermek için bu örneği verdim.

Batman Sonsöz Gazetesi

Recep Kavuş

Mevlit Mitingi’nin tertip ve düzeni
Makale14 Nisan 4 dk

Mevlit Mitingi’nin tertip ve düzeni

Makale

1 / 1

Aziz olanların Rezillerle savaşı

Allah (cc) mümin kullarına aziz demiş, aziz ismini vermiştir, hem de Kendisine ait olan bu sıfatı Rasûlüyle birlikte müminlere de lütfeylemiştir;

“İzzet Allah’a aittir, Rasûlüne aittir, müminlere aittir. Fakat münafıklar bunu bilemezler.” (Münafikûn 8)

“Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamen Allah’a aittir” (Fatır 10)

Yine biz biliriz ki Allah dilediğini aziz eyler dilediğini zelil eyler.

Ve Allah kâfirleri zelil eylemiş, onlara pislik demiş, murdar demiş, leş demiş hatta necaset demiştir;

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necasettir, bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a girmesinler...” (Tevbe 28)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki; “Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı kafirlere ondan bir yudum su içirmezdi” (Tirmizi)

Ebu Süfyan henüz Müslüman olmazdan önce Hudeybiye anlaşmasını yenilemek için Medine’ye gelmiş, kızının, Peygamber Aleyhisselam’ın eşi Ümmü Habibe’nin hücresine inmiş, orada gördüğü bir minderin üzerine oturmuştu. Kızı Ümmü Habibe annemiz o minderi çekip almıştı. Ebu Süfyan ne olduğunu anlayamamış; “Minderi mi bana uygun görmedin, beni mi mindere layık görmedin?” diye sorduğunda; “O minder Allah’ın Rasûlüne aittir, sen necis bir müşriksin!” demiş, Ebu Süfyan kızının bu davranışına hayret etmiştir.

Evet, müminler azizdir, müşrikler, kâfirler necistirler.

Gelelim şu anda savaşan taraflara. Başta Gazzeliler olmak üzere küfür cephesine karşı savaşan bütün Müslümanlar her yönüyle tarihin en azizleri, bu ümmetin yüz akıdırlar.

Küfrün başını çeken kafirlere gelince. Bizler gelmiş geçmiş zalimleri, tâğutları, firavunları ve nemrutları okuduk. Fakat hiç birisi bu kadar rezil, bu kadar necis, hiç birisi böylesine küstah ve aşağılık, ahlaksızlıkta zirve yapmış değildi. İçinde yüzdükleri rezaletleri anlatmaktan bile haya ederiz.

Biz inanıyoruz ki, kendilerini aziz kıldığı mümin kullarını bu rezil kafirler karşısında bir daha aziz kılacak, ahiretten önce bunu insanlık âlemine gösterecektir.

Rabbimizden bunu niyaz ediyoruz!

Aziz olanların Rezillerle savaşı
Makale13 Nisan 2 dk

Aziz olanların Rezillerle savaşı

Allah (cc) mümin kullarına aziz demiş, aziz ismini vermiştir, hem de Kendisine ait olan bu sıfatı Rasûlüyle birlikte müminlere de lütfeylemiştir; “İzzet Allah’a aittir, Rasûlüne aittir, müminlere aittir. Fakat münafıklar bunu bilemezler.” (Münafikûn 8) “Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamen Allah’a aittir” (Fatır 10) Yine biz biliriz ki Allah dilediğini aziz eyler dilediğini zelil eyler.