Yazarlar Mektebi - Makale, Blog ve Kitap Özetleri
Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye düzenlenen silahlı saldırının ardından sosyal medya hesabı üzerinden taziye ve uyarı mesajı yayımladı. Yapıcıoğlu, okullarda artan şiddet olaylarına dikkat çekerek toplumsal bir seferberlik çağrısında bulundu.
Yapıcıoğlu’ndan Siverek’teki Okul Saldırısına Tepki: "Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız"
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir eğitim kurumuna yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı, eğitim camiasında büyük endişe yarattı. Olayın ardından bir açıklama yapan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yaralanan öğrencilere şifa dilerken, okulların güvenliği ve toplumda tırmanan şiddet sarmalı hakkında kritik uyarılarda bulundu.
"Okullar İlim ve İrfan Yuvası Olmalı"
Yapıcıoğlu, mesajında İstanbul’da geçtiğimiz ay bir öğretmenin hayatını kaybettiği saldırıyı da hatırlatarak, okulların artık güvenli limanlar olmaktan çıktığına dair ciddi bir ihtarda bulundu. Yapıcıoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Geçmiş Olsun Mesajı: "Siverek ilçesinde bir liseye yapılan silahlı saldırı sonucunda yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyor, diğer öğretmen ve öğrencilere de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum."
Artan Şiddet Sorunu: "Bu son olay; ilim, irfan ve ahlak yuvası olması gereken okullarımızda yaşananlar başta olmak üzere, gittikçe büyüyen şiddet sorununun üzerinde ciddiyetle durmamız gerektiğini bize ihtar ediyor."
Bataklığı Kurutma Çağrısı: "Özellikle gençler arasında artan şiddet eğiliminin nedenleri üzerinde durmalı ve şiddeti özendiren, besleyen her türlü bataklığı bir an önce el birliğiyle kurutmalıyız."
Toplumsal Seferberlik Vurgusu
Genel Başkan Yapıcıoğlu, şiddetin sadece bir asayiş sorunu olmadığını, kültürel ve ahlaki bir temele dayandığını belirterek, bu eğilimin kökten çözülmesi için toplumun tüm kesimlerinin ortak hareket etmesi gerektiğinin altını çizdi.
Siverek’teki saldırı, eğitimde güvenlik protokollerinin ve gençlere yönelik rehabilitasyon çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.

Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız
Yapıcıoğlu’ndan Siverek’teki Okul Saldırısına Tepki: "Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız"
Mevlit Mitingi’nin tertip ve düzeni
Gazetecilik refleksi insana bazı alışkanlıklar kazandırır; gördüğünü kıyaslamak, yaşadığını hafızaya not düşmek ve iyiyle vasatı ayırt edebilmek gibi…
36 yıllık meslek hayatımda sayısını tam olarak tutmadım ama yüzü aşkın miting, festival ve kitlesel etkinliği yerinde izlediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu kadar deneyimin ardından “iyi organizasyon” dediğimiz şeyin ne olduğunu az çok bilirim. Ve açık konuşmak gerekirse, geçtiğimiz pazar günü düzenlenen etkinlik, bu anlamda uzun zamandır gördüğüm en tertipli, düzenli örneklerden birisi oldu.
Peygamber Sevdalıları Platformu tarafından organize edilen Mevlid-i Nebi mitingi, sadece kalabalığıyla değil, baştan sona planlanmış yapısıyla öne çıktı. Çoğu zaman büyük organizasyonlarda karşılaştığımız aksaklıkların neredeyse hiçbirine rastlanmadı. Bu da bize şu gerçeği bir kez daha hatırlattı: Bir mitingin başarısı yalnızca katılım sayısıyla değil, o katılımın nasıl sağlandığı ve nasıl yönetildiğiyle ölçülür.
Etkinliğin hazırlık süreci günler öncesinden başlamıştı. Şehrin dört bir yanında asılan pankartlar, dolaşan anons araçları, yapılan duyurular… Bunlar klasik yöntemler gibi görünse de burada fark yaratan şey, bu araçların eş zamanlı ve planlı bir şekilde kullanılmasıydı. Bununla da yetinilmedi; cep telefonlarına gönderilen mesajlar, evlere ve iş yerlerine ulaştırılan Türkçe ve Kürtçe el ilanları, organizasyonun ne kadar geniş bir iletişim ağı kurduğunu gösteriyordu.
En kritik noktalardan biri ise ulaşım meselesiydi. Birçok farklı noktadan kaldırılan ücretsiz araçlar, katılımın artmasında doğrudan etkili oldu. İnsanları sadece davet etmek yetmez; o daveti kolaylaştırmak gerekir. İşte bu organizasyon tam da bunu yaptı.
Alanda ise başka bir disiplin göze çarpıyordu. Kendi belirledikleri kurallar çerçevesinde kadınlar ve erkekler için ayrılan bölümler, görevlilerin yönlendirmesiyle düzenli bir şekilde dolduruldu. Kentin önemli kavşaklarında halkı mitinge davet eden, ellerinde “Peygamber Sevdalıları” flamaları bulunan yüzlerce kişi, sadece yönlendirme yapmakla kalmadı; aynı zamanda organizasyonun akışını da kontrol etti. Trafikten alan düzenine kadar her şey belli ki günler öncesinden detaylı olarak düşünülmüştü.
Miting alanında ise teknik altyapı da dikkat çekiciydi. Ses sisteminin alanın her noktasına eşit şekilde ulaşması sağlanmış, evlerinde insanların izleyebilmesi için sosyal medya ve televizyonlarda canlı yayın yapılmaktaydı.
Acil sağlık, kayıp çocuk ve eşya çadırı, ikram noktalarının kurulması, görevlilere zamanında yiyecek ve içecek ulaştırılması gibi detaylar ise organizasyonun “insan odaklı” planlandığını gösteriyordu. Çünkü büyük kalabalıkları yönetmenin yolu, sadece kalabalığı toplamak değil; o kalabalığın ihtiyaçlarını da doğru şekilde karşılamaktan geçer.
HÜDA-PAR’a yakın STK’ların kurduğu platformun gerçekleştirdiği miting şu gerçeği bize gösteriyor: Birincisi, bir davaya olan bağlılık organizasyonun kusursuz olmasını sağladı. İkincisi ise işin ehline verilmesi sonucu, liyakat ve disiplin bir araya geldiğinde ortaya böylesine kusursuza yakın bir tablo çıkabiliyor.
Kimin düzenlediği ya da hangi amaçla yapıldığı tartışmalarını bir kenara bırakırsak, ortada net bir gerçek var: Eğer bir miting bu kadar planlı, sistemli ve detaylı hazırlanırsa, katılım da o ölçüde yüksek olur. İnsanlar iyi organize edilmiş bir etkinliğe gitmekten çekinmez, aksine o düzenin bir parçası olmak ister.
Batman’da yıllardır düzenlenen birçok mitingde eksik olan şey ne kalabalık ne de imkândı; daha çok eksik olan şey organizasyon aklıydı. Bu akıl devreye girdiğinde, sonuç kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Sonuç olarak, pazar günü gördüğümüz tablo sadece bir miting değil, aynı zamanda “nasıl yapılmalı” sorusunun somut bir cevabıydı. Ve görünen o ki, bu tür disiplinli çalışmalar sadece bir günle sınırlı kalmayacak; ilerleyen süreçlerde de etkisini hissettirmeye devam edecek.
HÜDA-PAR’ın Batman’da gittikçe oyunu yükseltmesi bir tesadüf değildir. Bu tür organizasyonlardaki tertip ve düzenle onlara puan kazandırıyor.
Üstelik maddi olarak kendilerini destekleyen ne belediye yönetimleri ne de iktidarın gücü var. Bağış ve desteklerle bu devasa organizasyonları kusursuz şekilde organize ediyorlar.
Peygamber Sevdalıları Platformu mitingi, festivaller ve Nevroz tertip komitelerine “öyle değil, işte böyle organize edilir” mesajı veriyor.
Bu konuyu yazdım diye eminim, her gerçeği yazdığım gibi bazı siyasi parti temsilcileri ve kurum yetkilileri beni yaftalayacak ve suçlayacaklar.
Bugüne kadar “bir HÜDA-PAR’lı” dememişlerdi, onu da diyecekler bana. Çünkü yıllardır bazı siyasi parti ve kurum temsilcileri eksiklik ve kusurlarını başkalarını suçlayarak örtüyorlar.
Beni de birçok kez hiç ilişkim olmayan kesimlerle yaftaladılar.
Varsınlar ne derlerse desinler, biz gerçekleri yazmaya devam edeceğiz. Ben sadece başarının ve kazanımların boş yere olmadığını, emek ve ciddiyet gerektirdiğini göstermek için bu örneği verdim.
Batman Sonsöz Gazetesi
Recep Kavuş

Mevlit Mitingi’nin tertip ve düzeni
Makale
Aziz olanların Rezillerle savaşı
Allah (cc) mümin kullarına aziz demiş, aziz ismini vermiştir, hem de Kendisine ait olan bu sıfatı Rasûlüyle birlikte müminlere de lütfeylemiştir;
“İzzet Allah’a aittir, Rasûlüne aittir, müminlere aittir. Fakat münafıklar bunu bilemezler.” (Münafikûn 8)
“Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamen Allah’a aittir” (Fatır 10)
Yine biz biliriz ki Allah dilediğini aziz eyler dilediğini zelil eyler.
Ve Allah kâfirleri zelil eylemiş, onlara pislik demiş, murdar demiş, leş demiş hatta necaset demiştir;
“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necasettir, bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a girmesinler...” (Tevbe 28)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki; “Eğer dünyanın Allah katında sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı kafirlere ondan bir yudum su içirmezdi” (Tirmizi)
Ebu Süfyan henüz Müslüman olmazdan önce Hudeybiye anlaşmasını yenilemek için Medine’ye gelmiş, kızının, Peygamber Aleyhisselam’ın eşi Ümmü Habibe’nin hücresine inmiş, orada gördüğü bir minderin üzerine oturmuştu. Kızı Ümmü Habibe annemiz o minderi çekip almıştı. Ebu Süfyan ne olduğunu anlayamamış; “Minderi mi bana uygun görmedin, beni mi mindere layık görmedin?” diye sorduğunda; “O minder Allah’ın Rasûlüne aittir, sen necis bir müşriksin!” demiş, Ebu Süfyan kızının bu davranışına hayret etmiştir.
Evet, müminler azizdir, müşrikler, kâfirler necistirler.
Gelelim şu anda savaşan taraflara. Başta Gazzeliler olmak üzere küfür cephesine karşı savaşan bütün Müslümanlar her yönüyle tarihin en azizleri, bu ümmetin yüz akıdırlar.
Küfrün başını çeken kafirlere gelince. Bizler gelmiş geçmiş zalimleri, tâğutları, firavunları ve nemrutları okuduk. Fakat hiç birisi bu kadar rezil, bu kadar necis, hiç birisi böylesine küstah ve aşağılık, ahlaksızlıkta zirve yapmış değildi. İçinde yüzdükleri rezaletleri anlatmaktan bile haya ederiz.
Biz inanıyoruz ki, kendilerini aziz kıldığı mümin kullarını bu rezil kafirler karşısında bir daha aziz kılacak, ahiretten önce bunu insanlık âlemine gösterecektir.
Rabbimizden bunu niyaz ediyoruz!

Aziz olanların Rezillerle savaşı
Allah (cc) mümin kullarına aziz demiş, aziz ismini vermiştir, hem de Kendisine ait olan bu sıfatı Rasûlüyle birlikte müminlere de lütfeylemiştir; “İzzet Allah’a aittir, Rasûlüne aittir, müminlere aittir. Fakat münafıklar bunu bilemezler.” (Münafikûn 8) “Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamen Allah’a aittir” (Fatır 10) Yine biz biliriz ki Allah dilediğini aziz eyler dilediğini zelil eyler.