Yükleniyor...
Yükleniyor...
5 içerik bulundu
Bugün 1 Mayıs....
(Hz. Ömer ve Sosyal Adalet üzerine 2016'da verdiğim bir konferansın haberi...)
Gaziantep Üniversitesi İdealist Gençler Topluluğu tarafından “21'nci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer” konulu bir konferans düzenlendi.
İdealist Gençler Topluluğu tarafından Gaziantep Üniversitesinde (GAÜN) düzenlenen "21'inci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer" konulu konferansta konuşan Eğitimci-Yazar Abdulkadir Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğunu vurguladı.
"Hz. ömer sosyal adaletin simgesidir"
Sol kesimler ile ırkçılık yapanların Hz. Ömer ile ilgili büyük problemlerinin olduğunu vurgulayan Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Bizler Hz. Ömer'e pratik anlamda ümmet olduk. Farklı toplumlar olarak bir araya geldik. İslam çatısı altında kardeşler olduk. Sol kesimlerin de Hz. Ömer ile ilgili büyük problemleri var. Hz. Ömer sosyal adaletin simgesidir. Şahıs şahıs tespit ederek bizzat tebdili kıyafet ile çölleri dahi gezerek yoksulları tespit etmiş ve devletten maaşa bağlamış. Atiye denilen uygulamayla herkesin maaşını tespit etmiş ve bizatihi kendisi gidip vermiştir. ‘Ne yapıyorsun' dediklerinde ise ‘Allah'a hesap verecek olan siz değilsiniz benim' demiştir. Şimdi böyle bir sosyal adaletin olduğu yerde ‘sosyalizm efsanesi'nden bahsetmek mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. Ömer, 21'inci yüzyılla doğrudan alakalıdır. Gerek ırkçılık problemi ile gerek sosyal adalet sistemi ile alakalıdır."
"Hz. ömer'i tanımak ve tanıtmak durumundayız"
Müslümanların Hz. Ömer konusunda ciddi araştırmalar yapmadıklarını belirten Turan, müsteşriklerin bilerek Hz. Ömer'i tanıtmadıklarını ve tanıtmak istemediklerini söyleyerek, Müslümanların Hz. Ömer'i tanımak ve tanıtmak durumunda olduklarını söyledi.
En azından bir Hz. Ömer enstitüsünün kurulması gerektiğini belirten Turan, "Maalesef biz Hz. ömer konusunda yakın döneme kadar çok zikretmemize rağmen ciddi araştırmalar yapmadık. örneğin bir Hz. Ömer enstitüsü kurmadık. Müsteşrikler gelip araştırdılar ve tanıdılar. Sonra bize kendi ömerlerini tanıtmaya çalıştılar. Emin olun bu ömer onların işlerine gelmedi. Siz dünyayı inandığınız bir aydınlığa kavuşturmak istiyorsunuz. Acelemi edersiniz? Sabra mı dayanırsınız? Hz. ömer burada sabrı tercih ediyor. Hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görmek asla doğru değildir. Aksine hedefi ilah-i rıza olarak gören büyük bir şahsiyetle karşı karşıyayız. Müsteşrikler bilerek Hz. ömer'i tanıtmadılar ve tanıtmak istemediler. Ama bizi tanımak ve tanıtmak durumundayız." ifadelerini kullandı. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)
Abdulkadir Turan

Bugün 1 Mayıs....(Hz. Ömer ve Sosyal Adalet üzerine 2016'da verdiğim bir konferansın haberi...)Gaziantep Üniversitesi İdealist Gençler Topluluğu tarafından “21'nci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer” konulu bir konferans düzenlendi.İdealist Gençler Topluluğu tarafından Gaziantep Üniversitesinde (GAÜN) düzenlenen "21'inci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer" konulu konferansta konuşan Eğitimci-Yazar Abdulkadir Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğunu vurguladı."Hz. ömer sosyal adaletin simgesidir"Sol kesimler ile ırkçılık yapanların Hz. Ömer ile ilgili büyük problemlerinin olduğunu vurgulayan Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:"Bizler Hz. Ömer'e pratik anlamda ümmet olduk. Farklı toplumlar olarak bir araya geldik. İslam çatısı altında kardeşler olduk. Sol kesimlerin de Hz. Ömer ile ilgili büyük problemleri var. Hz. Ömer sosyal adaletin simgesidir. Şahıs şahıs tespit ederek bizzat tebdili kıyafet ile çölleri dahi gezerek yoksulları tespit etmiş ve devletten maaşa bağlamış. Atiye denilen uygulamayla herkesin maaşını tespit etmiş ve bizatihi kendisi gidip vermiştir. ‘Ne yapıyorsun' dediklerinde ise ‘Allah'a hesap verecek olan siz değilsiniz benim' demiştir. Şimdi böyle bir sosyal adaletin olduğu yerde ‘sosyalizm efsanesi'nden bahsetmek mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. Ömer, 21'inci yüzyılla doğrudan alakalıdır. Gerek ırkçılık problemi ile gerek sosyal adalet sistemi ile alakalıdır.""Hz. ömer'i tanımak ve tanıtmak durumundayız"Müslümanların Hz. Ömer konusunda ciddi araştırmalar yapmadıklarını belirten Turan, müsteşriklerin bilerek Hz. Ömer'i tanıtmadıklarını ve tanıtmak istemediklerini söyleyerek, Müslümanların Hz. Ömer'i tanımak ve tanıtmak durumunda olduklarını söyledi.En azından bir Hz. Ömer enstitüsünün kurulması gerektiğini belirten Turan, "Maalesef biz Hz. ömer konusunda yakın döneme kadar çok zikretmemize rağmen ciddi araştırmalar yapmadık. örneğin bir Hz. Ömer enstitüsü kurmadık. Müsteşrikler gelip araştırdılar ve tanıdılar. Sonra bize kendi ömerlerini tanıtmaya çalıştılar. Emin olun bu ömer onların işlerine gelmedi. Siz dünyayı inandığınız bir aydınlığa kavuşturmak istiyorsunuz. Acelemi edersiniz? Sabra mı dayanırsınız? Hz. ömer burada sabrı tercih ediyor. Hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görmek asla doğru değildir. Aksine hedefi ilah-i rıza olarak gören büyük bir şahsiyetle karşı karşıyayız. Müsteşrikler bilerek Hz. ömer'i tanıtmadılar ve tanıtmak istemediler. Ama bizi tanımak ve tanıtmak durumundayız." ifadelerini kullandı. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)Abdulkadir Turan
Sol örgütler işçi kutlamalarını Cuma namazına denk getirdi!

DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB, TTB ve Eğitim Sen ile DEM Parti gibi sol örgütlerin 1 Mayıs işçi kutlamalarını saat 12.00'de yani cuma saatine denk getirmesi dikkat çekti.
Mardin'in Artuklu ilçesindeki Şakir Nuhoğlu Caminin yanında düzenlenen etkinlikte işçi örgütleri, Cuma ezanı sırasında alanda müzik yayını yaptı, sloganlar attı.

Bu durumdan rahatsız olan cami cemaati, sesin caminin içine girmemesi için cami kapılarını ve pencerelerini kapatmak zorunda kaldı.
Ezanın yükseldiği saatlerde zılgıt ve müzik çalınması gözlerden kaçmazken bu durum sol örgütlerin İslami değerleri hiçe saydığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Cami cemaati de yaşanan bu durumdan rahatsız olurken çoğu kişi serzenişte bulundu.
Benzer görüntülerin Batman, Diyarbakır, Gaziantep şehirlerinde de yaşandığı, programların Cuma namazı saatine denk getirildiği öğrenildi.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da demografik yapının ağırlıklı olarak Müslüman olduğu gerçeği görmezden gelindi, cuma namazı gibi kutsal bir vakit özellikle hedef alındı.
Alıntı Doğruhaber gazetesi

Sol örgütler işçi kutlamalarını Cuma namazına denk getirdi!Bu yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı, sol örgütler tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde özellikle cuma namazı saatlerine denk getirilerek planlandı.DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB, TTB ve Eğitim Sen ile DEM Parti gibi sol örgütlerin 1 Mayıs işçi kutlamalarını saat 12.00'de yani cuma saatine denk getirmesi dikkat çekti.Mardin'in Artuklu ilçesindeki Şakir Nuhoğlu Caminin yanında düzenlenen etkinlikte işçi örgütleri, Cuma ezanı sırasında alanda müzik yayını yaptı, sloganlar attı.Bu durumdan rahatsız olan cami cemaati, sesin caminin içine girmemesi için cami kapılarını ve pencerelerini kapatmak zorunda kaldı.Ezanın yükseldiği saatlerde zılgıt ve müzik çalınması gözlerden kaçmazken bu durum sol örgütlerin İslami değerleri hiçe saydığını bir kez daha gözler önüne serdi.Cami cemaati de yaşanan bu durumdan rahatsız olurken çoğu kişi serzenişte bulundu.Benzer görüntülerin Batman, Diyarbakır, Gaziantep şehirlerinde de yaşandığı, programların Cuma namazı saatine denk getirildiği öğrenildi.Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da demografik yapının ağırlıklı olarak Müslüman olduğu gerçeği görmezden gelindi, cuma namazı gibi kutsal bir vakit özellikle hedef alındı.Alıntı Doğruhaber gazetesi
Günümüzde savaşlar artık sadece sınırlarda değil, bir çocuğun sırt çantasında, elindeki ekranda ve zihnindeki kavramlarda veriliyor. Paylaşılan bu çarpıcı karikatür, modern çağın "eğitim" ve "kültür" adı altında gençliğe giydirmeye çalıştığı ağır elbiseyi ve bu elbisenin yarattığı kimlik bunalımını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Fikirlerin Kablolu Esareti
Görseldeki çocuk, sadece fiziksel bir ağırlık taşımıyor; o, zihnine bağlanan onlarca farklı kaynaktan gelen verinin esiri olmuş durumda. Bir yanda "Batı Eğitim Sistemi"nin tek tipleştirici kalıpları, diğer yanda ideolojik dayatmaların sembolü olan "Kemalizm" kitabı... Bu iki büyük blok arasında sıkışan genç zihin, kendi öz benliğini bulmak yerine, kendisine sunulan hazır paketleri taşımak zorunda bırakılıyor.
Dijital Hipnoz ve Sembolik Yıkım
Ekranların ve sosyal medya mecralarının (TikTok vb.) birer besleme ünitesi gibi çocuğun zihnine bağlanması, modern dünyanın yeni afyonunu temsil ediyor. Bu dijital ağlar, sorgulayan bireyler yerine, sadece komutları yerine getiren ve sunulan "sembollerle" (cinsiyetsizleşme, deizm veya nihilist akımlar) dünyayı anlamlandırmaya çalışan bir nesil inşa ediyor. Karikatürdeki televizyon ekranında beliren karmaşık semboller, bugün gençlerimizin zihin dünyasında fırtınalar koparan ve onları köklerinden koparan kültürel erozyonun birer yansımasıdır.
Namlunun Ucundaki Kimlik
Belki de görselin en can alıcı noktası, bu yoğun ideolojik ve kültürel baskı altında kalan çocuğun elindeki silahtır. Bu silah, fiziksel bir şiddetten ziyade bir "savunma mekanizması" ya da "yabancılaşmanın" dışa vurumu olarak okunmalıdır. Kendi değerlerine, tarihine ve inancına yabancılaştırılan, her yönden kuşatılan bir gençlik; nihayetinde huzuru çatışmada veya hırçınlaşmada bulabiliyor.
"Eğer bir nesli yok etmek isterseniz, askeri bir işgale gerek yoktur; eğitim sistemini ve kültürel kodlarını bozmanız yeterlidir."
Sonuç Olarak
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir "eğitim sorunu" değildir. Bu bir varoluş mücadelesidir. Gençlerimizi bu dijital ve ideolojik kablolardan kurtarıp, onları kendi medeniyet değerlerimizle, hür tefekkürle ve sahici bilgiyle buluşturmadığımız sürece; sırtındaki çantası ağır, elindeki silahı tehlikeli ve zihni prangalı bir neslin yetişmesine seyirci kalacağız.
Şimdi sormak gerekiyor: Biz bu çocukların zihnini neyle besliyoruz ve onları hangi geleceğe hazırlıyoruz?
Not: Karikatür Mikail Çiftçi'ye ait.

Günümüzde savaşlar artık sadece sınırlarda değil, bir çocuğun sırt çantasında, elindeki ekranda ve zihnindeki kavramlarda veriliyor. Paylaşılan bu çarpıcı karikatür, modern çağın "eğitim" ve "kültür" adı altında gençliğe giydirmeye çalıştığı ağır elbiseyi ve bu elbisenin yarattığı kimlik bunalımını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.Fikirlerin Kablolu EsaretiGörseldeki çocuk, sadece fiziksel bir ağırlık taşımıyor; o, zihnine bağlanan onlarca farklı kaynaktan gelen verinin esiri olmuş durumda. Bir yanda "Batı Eğitim Sistemi"nin tek tipleştirici kalıpları, diğer yanda ideolojik dayatmaların sembolü olan "Kemalizm" kitabı... Bu iki büyük blok arasında sıkışan genç zihin, kendi öz benliğini bulmak yerine, kendisine sunulan hazır paketleri taşımak zorunda bırakılıyor.Dijital Hipnoz ve Sembolik YıkımEkranların ve sosyal medya mecralarının (TikTok vb.) birer besleme ünitesi gibi çocuğun zihnine bağlanması, modern dünyanın yeni afyonunu temsil ediyor. Bu dijital ağlar, sorgulayan bireyler yerine, sadece komutları yerine getiren ve sunulan "sembollerle" (cinsiyetsizleşme, deizm veya nihilist akımlar) dünyayı anlamlandırmaya çalışan bir nesil inşa ediyor. Karikatürdeki televizyon ekranında beliren karmaşık semboller, bugün gençlerimizin zihin dünyasında fırtınalar koparan ve onları köklerinden koparan kültürel erozyonun birer yansımasıdır.Namlunun Ucundaki KimlikBelki de görselin en can alıcı noktası, bu yoğun ideolojik ve kültürel baskı altında kalan çocuğun elindeki silahtır. Bu silah, fiziksel bir şiddetten ziyade bir "savunma mekanizması" ya da "yabancılaşmanın" dışa vurumu olarak okunmalıdır. Kendi değerlerine, tarihine ve inancına yabancılaştırılan, her yönden kuşatılan bir gençlik; nihayetinde huzuru çatışmada veya hırçınlaşmada bulabiliyor."Eğer bir nesli yok etmek isterseniz, askeri bir işgale gerek yoktur; eğitim sistemini ve kültürel kodlarını bozmanız yeterlidir."Sonuç OlarakBugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir "eğitim sorunu" değildir. Bu bir varoluş mücadelesidir. Gençlerimizi bu dijital ve ideolojik kablolardan kurtarıp, onları kendi medeniyet değerlerimizle, hür tefekkürle ve sahici bilgiyle buluşturmadığımız sürece; sırtındaki çantası ağır, elindeki silahı tehlikeli ve zihni prangalı bir neslin yetişmesine seyirci kalacağız.Şimdi sormak gerekiyor: Biz bu çocukların zihnini neyle besliyoruz ve onları hangi geleceğe hazırlıyoruz?Not: Karikatür Mikail Çiftçi'ye ait.
Bu derin üzüntü verici olayları, sadece bir asayiş vakası değil, toplumsal bir alarm zili olarak ele alan haber metni aşağıdadır:
EĞİTİM YUVALARINDA SİLAH SESLERİ: SİSTEM Mİ ÇÖKÜYOR?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara düzenlenen silahlı saldırılar, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Ancak bu kez kamuoyu sadece güvenlik zafiyetini değil, şiddeti besleyen toplumsal yapıyı ve sistemi sorguluyor.
HABER MERKEZİ – Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, eğitim camiasını ve aileleri derin bir yasa boğdu. Okul koridorlarına kadar giren silahlı şiddet, buzdağının sadece görünen kısmını bir kez daha yüzümüze çarptı: Şiddet artık sadece sokakta değil, en güvenli olması gereken limanlarımızda, okullarımızda.
Güvenlikten Öte Bir "Bunalım" Meselesi
Yaşanan bu menfur olaylar, konunun sadece okul kapısına konulacak bir metal detektörü veya güvenlik görevlisiyle çözülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlar ve sağduyulu kamuoyu, bu saldırıların birer sonuç olduğu konusunda hemfikir. Şiddet; aile içinden sokağa, televizyon dizilerinden dijital mecralara kadar her alanda normalleştiriliyor.
Şiddet Sarmalı Nasıl Besleniyor?
Olayın kökenine inildiğinde karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücü:
Ekranlardaki Şiddet: Reyting uğruna silahın ve kaba kuvvetin yüceltildiği diziler, genç zihinlerde "güç" kavramını silahla eşleştiriyor.
Aile ve Sokak: Aile içinde çözülemeyen çatışmalar ve sokaktaki "cezasızlık" algısı, bireyleri kendi adaletini arama yoluna itiyor.
Eğitim Sistemi: Sadece akademik başarıya odaklanan, etik değerleri ve öfke kontrolünü arka plana atan bir yaklaşım, gençleri duygusal bir boşluğa sürüklüyor.
"Bütün Kurumlar Seferber Olmalı"
Bu olaylar münferit birer saldırı değil, sistemin ürettiği bir krizin dışavurumudur. Çözüm için sadece emniyet birimlerinin değil; Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, RTÜK, sivil toplum kuruluşları ve medya temsilcilerinin acilen bir araya gelmesi bekleniyor.
"Okullarımızı birer kaleye çevirmek çözüm değil; çözüm, şiddeti bir kültür olmaktan çıkarıp merhameti ve hukuku yeniden inşa etmektir."
Acil Eylem Planı Şart
Toplumun tüm kesimlerinden yükselen ses aynı: "Artık yeter!" Silahın bir çözüm aracı olmaktan çıkarılması için ruhsatsız silahlanmaya karşı verilen mücadelenin yanı sıra, toplumsal bir rehabilitasyon sürecinin başlatılması hayati önem taşıyor. Eğer bugün topyekün bir çözüm bulunmazsa, yarın çok daha geç olabilir.

Bu derin üzüntü verici olayları, sadece bir asayiş vakası değil, toplumsal bir alarm zili olarak ele alan haber metni aşağıdadır:EĞİTİM YUVALARINDA SİLAH SESLERİ: SİSTEM Mİ ÇÖKÜYOR?Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara düzenlenen silahlı saldırılar, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Ancak bu kez kamuoyu sadece güvenlik zafiyetini değil, şiddeti besleyen toplumsal yapıyı ve sistemi sorguluyor.HABER MERKEZİ – Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, eğitim camiasını ve aileleri derin bir yasa boğdu. Okul koridorlarına kadar giren silahlı şiddet, buzdağının sadece görünen kısmını bir kez daha yüzümüze çarptı: Şiddet artık sadece sokakta değil, en güvenli olması gereken limanlarımızda, okullarımızda.Güvenlikten Öte Bir "Bunalım" MeselesiYaşanan bu menfur olaylar, konunun sadece okul kapısına konulacak bir metal detektörü veya güvenlik görevlisiyle çözülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlar ve sağduyulu kamuoyu, bu saldırıların birer sonuç olduğu konusunda hemfikir. Şiddet; aile içinden sokağa, televizyon dizilerinden dijital mecralara kadar her alanda normalleştiriliyor.Şiddet Sarmalı Nasıl Besleniyor?Olayın kökenine inildiğinde karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücü:Ekranlardaki Şiddet: Reyting uğruna silahın ve kaba kuvvetin yüceltildiği diziler, genç zihinlerde "güç" kavramını silahla eşleştiriyor.Aile ve Sokak: Aile içinde çözülemeyen çatışmalar ve sokaktaki "cezasızlık" algısı, bireyleri kendi adaletini arama yoluna itiyor.Eğitim Sistemi: Sadece akademik başarıya odaklanan, etik değerleri ve öfke kontrolünü arka plana atan bir yaklaşım, gençleri duygusal bir boşluğa sürüklüyor."Bütün Kurumlar Seferber Olmalı"Bu olaylar münferit birer saldırı değil, sistemin ürettiği bir krizin dışavurumudur. Çözüm için sadece emniyet birimlerinin değil; Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, RTÜK, sivil toplum kuruluşları ve medya temsilcilerinin acilen bir araya gelmesi bekleniyor."Okullarımızı birer kaleye çevirmek çözüm değil; çözüm, şiddeti bir kültür olmaktan çıkarıp merhameti ve hukuku yeniden inşa etmektir."Acil Eylem Planı ŞartToplumun tüm kesimlerinden yükselen ses aynı: "Artık yeter!" Silahın bir çözüm aracı olmaktan çıkarılması için ruhsatsız silahlanmaya karşı verilen mücadelenin yanı sıra, toplumsal bir rehabilitasyon sürecinin başlatılması hayati önem taşıyor. Eğer bugün topyekün bir çözüm bulunmazsa, yarın çok daha geç olabilir.
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye düzenlenen silahlı saldırının ardından sosyal medya hesabı üzerinden taziye ve uyarı mesajı yayımladı. Yapıcıoğlu, okullarda artan şiddet olaylarına dikkat çekerek toplumsal bir seferberlik çağrısında bulundu.
Yapıcıoğlu’ndan Siverek’teki Okul Saldırısına Tepki: "Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız"
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir eğitim kurumuna yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı, eğitim camiasında büyük endişe yarattı. Olayın ardından bir açıklama yapan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yaralanan öğrencilere şifa dilerken, okulların güvenliği ve toplumda tırmanan şiddet sarmalı hakkında kritik uyarılarda bulundu.
"Okullar İlim ve İrfan Yuvası Olmalı"
Yapıcıoğlu, mesajında İstanbul’da geçtiğimiz ay bir öğretmenin hayatını kaybettiği saldırıyı da hatırlatarak, okulların artık güvenli limanlar olmaktan çıktığına dair ciddi bir ihtarda bulundu. Yapıcıoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Geçmiş Olsun Mesajı: "Siverek ilçesinde bir liseye yapılan silahlı saldırı sonucunda yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyor, diğer öğretmen ve öğrencilere de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum."
Artan Şiddet Sorunu: "Bu son olay; ilim, irfan ve ahlak yuvası olması gereken okullarımızda yaşananlar başta olmak üzere, gittikçe büyüyen şiddet sorununun üzerinde ciddiyetle durmamız gerektiğini bize ihtar ediyor."
Bataklığı Kurutma Çağrısı: "Özellikle gençler arasında artan şiddet eğiliminin nedenleri üzerinde durmalı ve şiddeti özendiren, besleyen her türlü bataklığı bir an önce el birliğiyle kurutmalıyız."
Toplumsal Seferberlik Vurgusu
Genel Başkan Yapıcıoğlu, şiddetin sadece bir asayiş sorunu olmadığını, kültürel ve ahlaki bir temele dayandığını belirterek, bu eğilimin kökten çözülmesi için toplumun tüm kesimlerinin ortak hareket etmesi gerektiğinin altını çizdi.
Siverek’teki saldırı, eğitimde güvenlik protokollerinin ve gençlere yönelik rehabilitasyon çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.

Yapıcıoğlu’ndan Siverek’teki Okul Saldırısına Tepki: "Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız"