Süreci doğru anlamak!
Süreci doğru anlamak!
Abdulkadir Turan
Ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarpıtılan Öcalan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bin sayfayı geçen bir savunma göndermiş, ardından o savunmayı “Sümer Rahip Devleti’nden Demokratik Cumhuriyete” başlığı altında kitap olarak yayımlatmıştı.
Bu savunmanın en dikkat çekici içeriklerinden biri Öcalan’ın Batı’ya verdiği “büyük vaat”ti. Ona göre, o güne kadar Batı’nın hiçbir işbirlikçisi İslam dünyasını dönüştürmeyi başaramamıştı. Desteklenmesi durumunda kendisi, bunu başarabilir, “Ortadoğu”yu dönüştürebilirdi. Muhtemelen birileri, o Şam’da iken veya oralardan Kenya’ya uzanırken onun kulağına bir şeyler fısıldamıştı. Öcalan, şimdi meseleye nasıl bakıyor, onu ancak ilgili olanlar bilir.
Şu anda Natenyahu-Trump ekibiyle ilgili yüz yüze olunan durum ise onun söz konusu savunmasındaki önerisine hiç uzak değildir. Batı, bütün dünyayı bir şekilde dönüştürürken İslam dünyasıyla baş edemedi. Kökleri baba-oğul Bush’a ve onları da geçerek Ronald Reagan’e dayanan bir yeni sömürgeleştirme girişimi ile karşı karşıyayız.
Sürecin mimarı, azınlıklar üzerine çalışan Bernard Lewis olarak görünmektedir. Ancak Hrair Dökmeciyan gibi İslam dünyası kökenli eski dış azınlık mensubu Pentagon danışmanları işin içinde oldukları gibi, sürecin tarihsel kök yönü Arnold Toynbee hatta Thomas Walker Arnold’a kadar götürülebilir. Güncel yanında ise ikisi de Lewis’e bağlı çalışan Samuel P. Huntington ve Fukayama da kesinlikle yer almışlardır.
Körfez Savaşı’nın mimarı olan Lewis, daha önce başarılmayanı Toynbee’den epey istifa edip ondan farklı bir yaklaşımla İslam dünyası iç azınlıkların kullanılması teziyle başarılabileceğini derin ABD’ye inandırmış olmalıdır. israil’in kuruluşunda yer alan Lewis, belli ki israil’in genişlemesinde ve bölgesel güce dönüştürülmesinde de projeler öne sürmüştür.
Anlaşılacağı üzere kökleri en geç İkinci Dünya Savaşı sonrasına dayanan ancak 1970’li yıllarda Sovyetlerin çöküş işaretlerinin görülmesiyle netleşen aşama aşama yol alan uzun bir planlama, derin bir stratejiyle karşı karşıyız. Bu stratejinin nihai hedefi daha önce başarılmayanın başarılması, yani hizaya getirilmeyen İslam dünyasının başının tamamen ezilmesidir. Arabistan’ın zengin semti Doğu Arabistan’daki lider değişiklikleri Zayed ve Bin Selman’ın isminin öne çıkması da bu derin stratejinin bir parçasıdır. Ama meselenin en derinlikli ve en sorunlu yanlarından biri, İslam dünyasının kadim iç azınlıkları üzerinden istikrarsızlaştırılmasıdır.
Belli ki bölgenin önce küçük ve vekil güçler olarak azınlıklar üzerinden istikrarsızlaştırılması, ardından büyük ve asıl güçler olarak ABD ve israil tarafından istilası yönünde bir hesap yapılmıştır. Bu hesabın nihai hedefi Nil’den Fırat’a genişletilmiş bir israil’dir. Bunun için bölgede hiçbir büyük devletin bırakılmaması istenmektedir.
Böyle derinlikli bir stratejinin karşısına yüzeysel, günlükçü yaklaşımlarla çıkılmaz. Böyle bir strateji sloganlarla son bulmaz. Bölgenin israil’i bertaraf etme stratejisine ihtiyaç vardır. Herkes bu strateji doğrultusunda elini taşın altına koymalıdır.
Umut edilen, yaşanılanlardan herkesin ders çıkarması ve İslam birliğinin herkesin yararına olan büyük stratejiler gerektirdiğinin bilinmesidir.
Not:
Makalede adı geçen kimi isimlerin süreçteki etkileri şu şekilde özetlenebilir:
Thomas Walker Arnold, İslam'ın din; Arnold Toynbee, medeniyet olarak tarihte kalmadığını ve modern dünyada varlık göstermeye devam edeceğini ortaya koymuş. Dolayısıyla İslam'ın aldığı darbelerle ortadan kalkmadığını ve kalkmayacağını göstermiştir. Bu araştırmacılar, Batı'nın İslam'ın durdurulması için ek önlemlere yönelmesinin önünü açmıştır.
Lewis, israil istilası ve Körfez Savaşı istilalarının iç azınlıkların (etnik, mezhepsel) kullanılmasıyla İslam'ın merkez kıtasında etkisizleştirebileceğine inanmıştır.
Fukayama ve Huntington, küreselleşmenin Batı lehinde neticelenmesiyle ilgili görüşler sergilemişlerdir.
Dökmeciyan ise İslâmî uyanış hareketlerinin etkisizleştirilmesi yönünde katkılar sunmuştur.
Reagen'den başlayarak ABD yöneticileri, Cumhuriyetçi veya Demokrat süreci kararlılıkla sürdürmüş, stratejiyi adım adım uygulamaya çalışmışlardır. Bu bağlamda İslam dünyasındaki iç azınlıkların güçlendirilmesi ve onlarla da ilişkili sahte kılavuzların/kurtarıcıların üretilmesi sürecin önemli bir yönünü teşkil etmektedir.

Süreci doğru anlamak!
Süreci doğru anlamak!Abdulkadir Turan Ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarpıtılan Öcalan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bin sayfayı geçen bir savunma göndermiş, ardından o savunmayı “Sümer Rahip Devleti’nden Demokratik Cumhuriyete” başlığı altında kitap olarak yayımlatmıştı.Bu savunmanın en dikkat çekici içeriklerinden biri Öcalan’ın Batı’ya verdiği “büyük vaat”ti. Ona göre, o güne kadar Batı’nın hiçbir işbirlikçisi İslam dünyasını dönüştürmeyi başaramamıştı. Desteklenmesi durumunda kendisi, bunu başarabilir, “Ortadoğu”yu dönüştürebilirdi. Muhtemelen birileri, o Şam’da iken veya oralardan Kenya’ya uzanırken onun kulağına bir şeyler fısıldamıştı. Öcalan, şimdi meseleye nasıl bakıyor, onu ancak ilgili olanlar bilir. Şu anda Natenyahu-Trump ekibiyle ilgili yüz yüze olunan durum ise onun söz konusu savunmasındaki önerisine hiç uzak değildir. Batı, bütün dünyayı bir şekilde dönüştürürken İslam dünyasıyla baş edemedi. Kökleri baba-oğul Bush’a ve onları da geçerek Ronald Reagan’e dayanan bir yeni sömürgeleştirme girişimi ile karşı karşıyayız.Sürecin mimarı, azınlıklar üzerine çalışan Bernard Lewis olarak görünmektedir. Ancak Hrair Dökmeciyan gibi İslam dünyası kökenli eski dış azınlık mensubu Pentagon danışmanları işin içinde oldukları gibi, sürecin tarihsel kök yönü Arnold Toynbee hatta Thomas Walker Arnold’a kadar götürülebilir. Güncel yanında ise ikisi de Lewis’e bağlı çalışan Samuel P. Huntington ve Fukayama da kesinlikle yer almışlardır.Körfez Savaşı’nın mimarı olan Lewis, daha önce başarılmayanı Toynbee’den epey istifa edip ondan farklı bir yaklaşımla İslam dünyası iç azınlıkların kullanılması teziyle başarılabileceğini derin ABD’ye inandırmış olmalıdır. israil’in kuruluşunda yer alan Lewis, belli ki israil’in genişlemesinde ve bölgesel güce dönüştürülmesinde de projeler öne sürmüştür.Anlaşılacağı üzere kökleri en geç İkinci Dünya Savaşı sonrasına dayanan ancak 1970’li yıllarda Sovyetlerin çöküş işaretlerinin görülmesiyle netleşen aşama aşama yol alan uzun bir planlama, derin bir stratejiyle karşı karşıyız. Bu stratejinin nihai hedefi daha önce başarılmayanın başarılması, yani hizaya getirilmeyen İslam dünyasının başının tamamen ezilmesidir. Arabistan’ın zengin semti Doğu Arabistan’daki lider değişiklikleri Zayed ve Bin Selman’ın isminin öne çıkması da bu derin stratejinin bir parçasıdır. Ama meselenin en derinlikli ve en sorunlu yanlarından biri, İslam dünyasının kadim iç azınlıkları üzerinden istikrarsızlaştırılmasıdır.Belli ki bölgenin önce küçük ve vekil güçler olarak azınlıklar üzerinden istikrarsızlaştırılması, ardından büyük ve asıl güçler olarak ABD ve israil tarafından istilası yönünde bir hesap yapılmıştır. Bu hesabın nihai hedefi Nil’den Fırat’a genişletilmiş bir israil’dir. Bunun için bölgede hiçbir büyük devletin bırakılmaması istenmektedir.Böyle derinlikli bir stratejinin karşısına yüzeysel, günlükçü yaklaşımlarla çıkılmaz. Böyle bir strateji sloganlarla son bulmaz. Bölgenin israil’i bertaraf etme stratejisine ihtiyaç vardır. Herkes bu strateji doğrultusunda elini taşın altına koymalıdır.Umut edilen, yaşanılanlardan herkesin ders çıkarması ve İslam birliğinin herkesin yararına olan büyük stratejiler gerektirdiğinin bilinmesidir.Not:Makalede adı geçen kimi isimlerin süreçteki etkileri şu şekilde özetlenebilir: Thomas Walker Arnold, İslam'ın din; Arnold Toynbee, medeniyet olarak tarihte kalmadığını ve modern dünyada varlık göstermeye devam edeceğini ortaya koymuş. Dolayısıyla İslam'ın aldığı darbelerle ortadan kalkmadığını ve kalkmayacağını göstermiştir. Bu araştırmacılar, Batı'nın İslam'ın durdurulması için ek önlemlere yönelmesinin önünü açmıştır.Lewis, israil istilası ve Körfez Savaşı istilalarının iç azınlıkların (etnik, mezhepsel) kullanılmasıyla İslam'ın merkez kıtasında etkisizleştirebileceğine inanmıştır.Fukayama ve Huntington, küreselleşmenin Batı lehinde neticelenmesiyle ilgili görüşler sergilemişlerdir. Dökmeciyan ise İslâmî uyanış hareketlerinin etkisizleştirilmesi yönünde katkılar sunmuştur. Reagen'den başlayarak ABD yöneticileri, Cumhuriyetçi veya Demokrat süreci kararlılıkla sürdürmüş, stratejiyi adım adım uygulamaya çalışmışlardır. Bu bağlamda İslam dünyasındaki iç azınlıkların güçlendirilmesi ve onlarla da ilişkili sahte kılavuzların/kurtarıcıların üretilmesi sürecin önemli bir yönünü teşkil etmektedir.
