Yükleniyor...
Yükleniyor...
9 Haziran 2015’te Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırı sonucu şehid edilen Yeni İhya-Der Başkanı ve HÜDA PAR üyesi Aytaç Baran, şehadetinin 11. yılında rahmet, minnet ve özlemle yâd ediliyor.
Aradan geçen 11 yıla rağmen, ortaya koyduğu hilm, cehd ve adanmışlık, yetiştirdiği talebelerin omuzlarında ve İslam davasının kararlı mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.
Gençliğin Mus'ab'ı: İlme ve Ahlaka Adanmış Bir Ömür
Yaşadığı dönemin Mus'ab bin Umeyr'lerinden biri olarak vasıflandırılan Aytaç Baran, ömrünü Diyarbakır’ın sokaklarında, mahallelerinde gençlerin hidayetine ve güzel ahlakla yetişmesine adadı. Gece gündüz demeden kurduğu ders halkalarıyla gençlere İslami tedrisat veren Baran, çevresindeki gençlerin adeta etrafında pervane olduğu bir muallim ve rehberdi.
Onun yürüttüğü bu ihya ve inşa çalışmaları, bölgedeki gençleri karanlık odakların, çetelerin ve ideolojik yapıların pençesinden koparıp ilmin ve İslam'ın aydınlığına taşımayı hedefliyordu.
Karanlık Odakların Hedefi Oldu
Aytaç Baran’ın gençlik üzerindeki bu yapıcı ve birleştirici etkisi, bölgeyi kaos ve inançsızlıkla dizayn etmek isteyen yapıları rahatsız etti. 9 Haziran 2015 tarihinde, PKK/DEM Parti çizgisindeki çetelerin ve karanlık odakların hedefi olan Baran, uğradığı kalleşçe silahlı saldırı sonucu şehadet şerbetini içti. Bu suikast, sadece bir şahsı değil, bölge gençliğinin manevi geleceğini hedef alan planlı bir saldırı olarak kayıtlara geçti.
Şehadetiyle Binlerce Gence Ders Verdi
Tıpkı hayattayken yaptığı gibi, Aytaç Baran şehadetiyle de ders vermeye devam etti. Onun gidişiyle açılan boşluk, yetiştirdiği yüzlerce gencin davaya daha sıkı sarılmasıyla doldu. Baran’ın şehadetinin ardından:
Talebe Halkası Büyüdü: Onun rahlesinden geçen gençler, artık sadece onun öğrencisi değil, onun aziz davasının birer sancaktarı oldu.
Mücadele Azmi Bilendi: Karanlık çetelerin korkutma ve sindirme politikaları ters tepti; şehadet haberi, gençlerin İslam davası uğrunda daha büyük bir azim, kararlılık ve vakarla mücadele etmesine vesile oldu.
Unutulmaz Bir Miras Kaldı: Fedakarlığı, yumuşak huyluluğu (hilm) ve gayretiyle Diyarbakır halkının kalbinde silinmez bir iz bırakan Baran, bölgedeki İslami çalışmanın sembol şahsiyetlerinden biri haline geldi.
"Şehidlerin kanı, geride kalanların yolunu aydınlatan bir meşaledir." Şehadetinin 11. yılında Aytaç Baran’ı ve tüm İslam şühedasını rahmetle anıyor, bıraktıkları soylu mirası saygıyla yâd ediyoruz.

9 Haziran 2015’te Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırı sonucu şehid edilen Yeni İhya-Der Başkanı ve HÜDA PAR üyesi Aytaç Baran, şehadetinin 11. yılında rahmet, minnet ve özlemle yâd ediliyor.Aradan geçen 11 yıla rağmen, ortaya koyduğu hilm, cehd ve adanmışlık, yetiştirdiği talebelerin omuzlarında ve İslam davasının kararlı mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.Gençliğin Mus'ab'ı: İlme ve Ahlaka Adanmış Bir ÖmürYaşadığı dönemin Mus'ab bin Umeyr'lerinden biri olarak vasıflandırılan Aytaç Baran, ömrünü Diyarbakır’ın sokaklarında, mahallelerinde gençlerin hidayetine ve güzel ahlakla yetişmesine adadı. Gece gündüz demeden kurduğu ders halkalarıyla gençlere İslami tedrisat veren Baran, çevresindeki gençlerin adeta etrafında pervane olduğu bir muallim ve rehberdi.Onun yürüttüğü bu ihya ve inşa çalışmaları, bölgedeki gençleri karanlık odakların, çetelerin ve ideolojik yapıların pençesinden koparıp ilmin ve İslam'ın aydınlığına taşımayı hedefliyordu.Karanlık Odakların Hedefi OlduAytaç Baran’ın gençlik üzerindeki bu yapıcı ve birleştirici etkisi, bölgeyi kaos ve inançsızlıkla dizayn etmek isteyen yapıları rahatsız etti. 9 Haziran 2015 tarihinde, PKK/DEM Parti çizgisindeki çetelerin ve karanlık odakların hedefi olan Baran, uğradığı kalleşçe silahlı saldırı sonucu şehadet şerbetini içti. Bu suikast, sadece bir şahsı değil, bölge gençliğinin manevi geleceğini hedef alan planlı bir saldırı olarak kayıtlara geçti.Şehadetiyle Binlerce Gence Ders VerdiTıpkı hayattayken yaptığı gibi, Aytaç Baran şehadetiyle de ders vermeye devam etti. Onun gidişiyle açılan boşluk, yetiştirdiği yüzlerce gencin davaya daha sıkı sarılmasıyla doldu. Baran’ın şehadetinin ardından:Talebe Halkası Büyüdü: Onun rahlesinden geçen gençler, artık sadece onun öğrencisi değil, onun aziz davasının birer sancaktarı oldu.Mücadele Azmi Bilendi: Karanlık çetelerin korkutma ve sindirme politikaları ters tepti; şehadet haberi, gençlerin İslam davası uğrunda daha büyük bir azim, kararlılık ve vakarla mücadele etmesine vesile oldu.Unutulmaz Bir Miras Kaldı: Fedakarlığı, yumuşak huyluluğu (hilm) ve gayretiyle Diyarbakır halkının kalbinde silinmez bir iz bırakan Baran, bölgedeki İslami çalışmanın sembol şahsiyetlerinden biri haline geldi."Şehidlerin kanı, geride kalanların yolunu aydınlatan bir meşaledir." Şehadetinin 11. yılında Aytaç Baran’ı ve tüm İslam şühedasını rahmetle anıyor, bıraktıkları soylu mirası saygıyla yâd ediyoruz.
ANTALYA’DA OTOKOÇ GALERİSİNE SİLAHLI SALDIRI: SALDIRGANLAR O ANLARI SOSYAL MEDYADA PAYLAŞTI!
İstanbul’da yaşanan benzer bir olayın ardından bu kez de Antalya’daki Otokoç otomotiv galerisi silahlı saldırının hedefi oldu. Düzenlenen saldırının ardından ortaya çıkan skandal detaylar ise pes dedirtti. Saldırganların, kurşunlama anını cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kayda alıp sosyal medya hesaplarından paylaştığı belirlendi.
"Rahmi Koç, Serdar Ertekin Ağabeyin Selamı Var"
Sosyal medyada paylaşılan ve infial yaratan görüntülerde, saldırganların lüks araçların sergilendiği galeriye kurşun yağdırdığı anlar net bir şekilde görülüyor. Kayıt esnasında saldırganlardan birinin, Koç Holding Başkanı Rahmi Koç’u hedef alarak, “Rahmi Koç, Serdar Ertekin ağabeyin selamı var!” ifadelerini kullandığı duyuluyor.
Görüntülerin devamında ise zanlıların tehdit ve hakaret içerikli söylemlerini sürdürerek soğukkanlı bir şekilde olay yerinden uzaklaştığı anlar yer alıyor.
Emniyet Alarmda: Geniş Çaplı Soruşturma Başlatıldı
İstanbul’daki Otokoç saldırısının ardından Antalya’da da benzer bir eylemin gerçekleştirilmesi ve aynı isimlerin zikredilmesi, organize bir plan ihtimalini güçlendirdi.
Olayın ardından Antalya Emniyet Müdürlüğü, hem saldırının gerçekleştiği bölgedeki güvenlik kameralarını hem de sosyal medyada paylaşılan görüntüyü inceleme altına aldı. Kimlikleri tespit edilmeye çalışılan şüphelilerin yakalanması ve arkalarındaki bağlantıların çözülmesi için geniş çaplı bir hava ve kara operasyonu başlatıldı.
Olayla ilgili tahkikat çok yönlü olarak devam ediyor.

ANTALYA’DA OTOKOÇ GALERİSİNE SİLAHLI SALDIRI: SALDIRGANLAR O ANLARI SOSYAL MEDYADA PAYLAŞTI!İstanbul’da yaşanan benzer bir olayın ardından bu kez de Antalya’daki Otokoç otomotiv galerisi silahlı saldırının hedefi oldu. Düzenlenen saldırının ardından ortaya çıkan skandal detaylar ise pes dedirtti. Saldırganların, kurşunlama anını cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kayda alıp sosyal medya hesaplarından paylaştığı belirlendi."Rahmi Koç, Serdar Ertekin Ağabeyin Selamı Var"Sosyal medyada paylaşılan ve infial yaratan görüntülerde, saldırganların lüks araçların sergilendiği galeriye kurşun yağdırdığı anlar net bir şekilde görülüyor. Kayıt esnasında saldırganlardan birinin, Koç Holding Başkanı Rahmi Koç’u hedef alarak, “Rahmi Koç, Serdar Ertekin ağabeyin selamı var!” ifadelerini kullandığı duyuluyor.Görüntülerin devamında ise zanlıların tehdit ve hakaret içerikli söylemlerini sürdürerek soğukkanlı bir şekilde olay yerinden uzaklaştığı anlar yer alıyor.Emniyet Alarmda: Geniş Çaplı Soruşturma Başlatıldıİstanbul’daki Otokoç saldırısının ardından Antalya’da da benzer bir eylemin gerçekleştirilmesi ve aynı isimlerin zikredilmesi, organize bir plan ihtimalini güçlendirdi.Olayın ardından Antalya Emniyet Müdürlüğü, hem saldırının gerçekleştiği bölgedeki güvenlik kameralarını hem de sosyal medyada paylaşılan görüntüyü inceleme altına aldı. Kimlikleri tespit edilmeye çalışılan şüphelilerin yakalanması ve arkalarındaki bağlantıların çözülmesi için geniş çaplı bir hava ve kara operasyonu başlatıldı.Olayla ilgili tahkikat çok yönlü olarak devam ediyor.
SOSYAL MEDYADA BÜYÜK TEPKİ: RAHMİ KOÇ'UN "KÜRT KADINI" FIKRASI GÜNDEM OLDU!
Rahmi Koç, İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı fıkra, sosyal medyada büyük tartışmalara ve tepkilere yol açtı. Kürt kadınları üzerinden yapılan ayrımcı ve cinsiyetçi ifadeler, pek çok kullanıcı tarafından sert bir dille kınandı.
"FIKRA" ADI ALTINDA AYRIMCI DİL
Sosyal medyada paylaşılan ve kısa sürede yayılan videoda, Rahmi Koç'un etrafındaki gruba bir fıkra anlattığı görülüyor. Koç, fıkrasında şu ifadeleri kullanıyor:
"Doktor Kürt kadının derdini dinlemiş... 'Hanımefendi' demiş, 'perdenin arkasına geçin soyunun' deyince, kadın demiş 'Doktor Bey, ilk önce siz soyunun'."
Bu sözler, videodaki dinleyiciler tarafından gülüşmelerle karşılansa da, dijital platformlarda tam tersi bir etki yarattı. Fıkranın içeriği, bir halkı ve o halkın kadınlarını aşağılayıcı, önyargıları besleyici ve cinsiyetçi bir üslup taşıdığı gerekçesiyle eleştiri yağmuruna tutuldu.
SOSYAL MEDYADA TEPKİLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜDÜ
Videonun yayılmasının ardından, siyasetçiler, sanatçılar, hak savunucuları ve binlerce sosyal medya kullanıcısı Koç'a tepki gösterdi.
Öne çıkan eleştiriler şöyle sıralandı:
Ayrımcılık ve Önyargı: Fıkranın, Kürt halkına yönelik mevcut önyargıları körüklediği ve ayrımcı bir yaklaşım içerdiği belirtildi.
Cinsiyetçilik: Kadınların bu şekilde nesneleştirilmesi ve mizah malzemesi yapılması "cinsiyetçi bir nefret söylemi" olarak nitelendirildi.

SOSYAL MEDYADA BÜYÜK TEPKİ: RAHMİ KOÇ'UN "KÜRT KADINI" FIKRASI GÜNDEM OLDU!Rahmi Koç, İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı fıkra, sosyal medyada büyük tartışmalara ve tepkilere yol açtı. Kürt kadınları üzerinden yapılan ayrımcı ve cinsiyetçi ifadeler, pek çok kullanıcı tarafından sert bir dille kınandı."FIKRA" ADI ALTINDA AYRIMCI DİLSosyal medyada paylaşılan ve kısa sürede yayılan videoda, Rahmi Koç'un etrafındaki gruba bir fıkra anlattığı görülüyor. Koç, fıkrasında şu ifadeleri kullanıyor:"Doktor Kürt kadının derdini dinlemiş... 'Hanımefendi' demiş, 'perdenin arkasına geçin soyunun' deyince, kadın demiş 'Doktor Bey, ilk önce siz soyunun'."Bu sözler, videodaki dinleyiciler tarafından gülüşmelerle karşılansa da, dijital platformlarda tam tersi bir etki yarattı. Fıkranın içeriği, bir halkı ve o halkın kadınlarını aşağılayıcı, önyargıları besleyici ve cinsiyetçi bir üslup taşıdığı gerekçesiyle eleştiri yağmuruna tutuldu.SOSYAL MEDYADA TEPKİLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜDÜVideonun yayılmasının ardından, siyasetçiler, sanatçılar, hak savunucuları ve binlerce sosyal medya kullanıcısı Koç'a tepki gösterdi. Öne çıkan eleştiriler şöyle sıralandı:Ayrımcılık ve Önyargı: Fıkranın, Kürt halkına yönelik mevcut önyargıları körüklediği ve ayrımcı bir yaklaşım içerdiği belirtildi.Cinsiyetçilik: Kadınların bu şekilde nesneleştirilmesi ve mizah malzemesi yapılması "cinsiyetçi bir nefret söylemi" olarak nitelendirildi.
Bugün 1 Mayıs....
(Hz. Ömer ve Sosyal Adalet üzerine 2016'da verdiğim bir konferansın haberi...)
Gaziantep Üniversitesi İdealist Gençler Topluluğu tarafından “21'nci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer” konulu bir konferans düzenlendi.
İdealist Gençler Topluluğu tarafından Gaziantep Üniversitesinde (GAÜN) düzenlenen "21'inci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer" konulu konferansta konuşan Eğitimci-Yazar Abdulkadir Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğunu vurguladı.
"Hz. ömer sosyal adaletin simgesidir"
Sol kesimler ile ırkçılık yapanların Hz. Ömer ile ilgili büyük problemlerinin olduğunu vurgulayan Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:
"Bizler Hz. Ömer'e pratik anlamda ümmet olduk. Farklı toplumlar olarak bir araya geldik. İslam çatısı altında kardeşler olduk. Sol kesimlerin de Hz. Ömer ile ilgili büyük problemleri var. Hz. Ömer sosyal adaletin simgesidir. Şahıs şahıs tespit ederek bizzat tebdili kıyafet ile çölleri dahi gezerek yoksulları tespit etmiş ve devletten maaşa bağlamış. Atiye denilen uygulamayla herkesin maaşını tespit etmiş ve bizatihi kendisi gidip vermiştir. ‘Ne yapıyorsun' dediklerinde ise ‘Allah'a hesap verecek olan siz değilsiniz benim' demiştir. Şimdi böyle bir sosyal adaletin olduğu yerde ‘sosyalizm efsanesi'nden bahsetmek mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. Ömer, 21'inci yüzyılla doğrudan alakalıdır. Gerek ırkçılık problemi ile gerek sosyal adalet sistemi ile alakalıdır."
"Hz. ömer'i tanımak ve tanıtmak durumundayız"
Müslümanların Hz. Ömer konusunda ciddi araştırmalar yapmadıklarını belirten Turan, müsteşriklerin bilerek Hz. Ömer'i tanıtmadıklarını ve tanıtmak istemediklerini söyleyerek, Müslümanların Hz. Ömer'i tanımak ve tanıtmak durumunda olduklarını söyledi.
En azından bir Hz. Ömer enstitüsünün kurulması gerektiğini belirten Turan, "Maalesef biz Hz. ömer konusunda yakın döneme kadar çok zikretmemize rağmen ciddi araştırmalar yapmadık. örneğin bir Hz. Ömer enstitüsü kurmadık. Müsteşrikler gelip araştırdılar ve tanıdılar. Sonra bize kendi ömerlerini tanıtmaya çalıştılar. Emin olun bu ömer onların işlerine gelmedi. Siz dünyayı inandığınız bir aydınlığa kavuşturmak istiyorsunuz. Acelemi edersiniz? Sabra mı dayanırsınız? Hz. ömer burada sabrı tercih ediyor. Hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görmek asla doğru değildir. Aksine hedefi ilah-i rıza olarak gören büyük bir şahsiyetle karşı karşıyayız. Müsteşrikler bilerek Hz. ömer'i tanıtmadılar ve tanıtmak istemediler. Ama bizi tanımak ve tanıtmak durumundayız." ifadelerini kullandı. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)
Abdulkadir Turan

Bugün 1 Mayıs....(Hz. Ömer ve Sosyal Adalet üzerine 2016'da verdiğim bir konferansın haberi...)Gaziantep Üniversitesi İdealist Gençler Topluluğu tarafından “21'nci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer” konulu bir konferans düzenlendi.İdealist Gençler Topluluğu tarafından Gaziantep Üniversitesinde (GAÜN) düzenlenen "21'inci yüzyılda Adalet anlayışı ve Hz. Ömer" konulu konferansta konuşan Eğitimci-Yazar Abdulkadir Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğunu vurguladı."Hz. ömer sosyal adaletin simgesidir"Sol kesimler ile ırkçılık yapanların Hz. Ömer ile ilgili büyük problemlerinin olduğunu vurgulayan Turan, Hz. Ömer'in sosyal adaletin simgesi olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:"Bizler Hz. Ömer'e pratik anlamda ümmet olduk. Farklı toplumlar olarak bir araya geldik. İslam çatısı altında kardeşler olduk. Sol kesimlerin de Hz. Ömer ile ilgili büyük problemleri var. Hz. Ömer sosyal adaletin simgesidir. Şahıs şahıs tespit ederek bizzat tebdili kıyafet ile çölleri dahi gezerek yoksulları tespit etmiş ve devletten maaşa bağlamış. Atiye denilen uygulamayla herkesin maaşını tespit etmiş ve bizatihi kendisi gidip vermiştir. ‘Ne yapıyorsun' dediklerinde ise ‘Allah'a hesap verecek olan siz değilsiniz benim' demiştir. Şimdi böyle bir sosyal adaletin olduğu yerde ‘sosyalizm efsanesi'nden bahsetmek mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. Ömer, 21'inci yüzyılla doğrudan alakalıdır. Gerek ırkçılık problemi ile gerek sosyal adalet sistemi ile alakalıdır.""Hz. ömer'i tanımak ve tanıtmak durumundayız"Müslümanların Hz. Ömer konusunda ciddi araştırmalar yapmadıklarını belirten Turan, müsteşriklerin bilerek Hz. Ömer'i tanıtmadıklarını ve tanıtmak istemediklerini söyleyerek, Müslümanların Hz. Ömer'i tanımak ve tanıtmak durumunda olduklarını söyledi.En azından bir Hz. Ömer enstitüsünün kurulması gerektiğini belirten Turan, "Maalesef biz Hz. ömer konusunda yakın döneme kadar çok zikretmemize rağmen ciddi araştırmalar yapmadık. örneğin bir Hz. Ömer enstitüsü kurmadık. Müsteşrikler gelip araştırdılar ve tanıdılar. Sonra bize kendi ömerlerini tanıtmaya çalıştılar. Emin olun bu ömer onların işlerine gelmedi. Siz dünyayı inandığınız bir aydınlığa kavuşturmak istiyorsunuz. Acelemi edersiniz? Sabra mı dayanırsınız? Hz. ömer burada sabrı tercih ediyor. Hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görmek asla doğru değildir. Aksine hedefi ilah-i rıza olarak gören büyük bir şahsiyetle karşı karşıyayız. Müsteşrikler bilerek Hz. ömer'i tanıtmadılar ve tanıtmak istemediler. Ama bizi tanımak ve tanıtmak durumundayız." ifadelerini kullandı. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)Abdulkadir Turan
Sol örgütler işçi kutlamalarını Cuma namazına denk getirdi!

DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB, TTB ve Eğitim Sen ile DEM Parti gibi sol örgütlerin 1 Mayıs işçi kutlamalarını saat 12.00'de yani cuma saatine denk getirmesi dikkat çekti.
Mardin'in Artuklu ilçesindeki Şakir Nuhoğlu Caminin yanında düzenlenen etkinlikte işçi örgütleri, Cuma ezanı sırasında alanda müzik yayını yaptı, sloganlar attı.

Bu durumdan rahatsız olan cami cemaati, sesin caminin içine girmemesi için cami kapılarını ve pencerelerini kapatmak zorunda kaldı.
Ezanın yükseldiği saatlerde zılgıt ve müzik çalınması gözlerden kaçmazken bu durum sol örgütlerin İslami değerleri hiçe saydığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Cami cemaati de yaşanan bu durumdan rahatsız olurken çoğu kişi serzenişte bulundu.
Benzer görüntülerin Batman, Diyarbakır, Gaziantep şehirlerinde de yaşandığı, programların Cuma namazı saatine denk getirildiği öğrenildi.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da demografik yapının ağırlıklı olarak Müslüman olduğu gerçeği görmezden gelindi, cuma namazı gibi kutsal bir vakit özellikle hedef alındı.
Alıntı Doğruhaber gazetesi

Sol örgütler işçi kutlamalarını Cuma namazına denk getirdi!Bu yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı, sol örgütler tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde özellikle cuma namazı saatlerine denk getirilerek planlandı.DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB, TTB ve Eğitim Sen ile DEM Parti gibi sol örgütlerin 1 Mayıs işçi kutlamalarını saat 12.00'de yani cuma saatine denk getirmesi dikkat çekti.Mardin'in Artuklu ilçesindeki Şakir Nuhoğlu Caminin yanında düzenlenen etkinlikte işçi örgütleri, Cuma ezanı sırasında alanda müzik yayını yaptı, sloganlar attı.Bu durumdan rahatsız olan cami cemaati, sesin caminin içine girmemesi için cami kapılarını ve pencerelerini kapatmak zorunda kaldı.Ezanın yükseldiği saatlerde zılgıt ve müzik çalınması gözlerden kaçmazken bu durum sol örgütlerin İslami değerleri hiçe saydığını bir kez daha gözler önüne serdi.Cami cemaati de yaşanan bu durumdan rahatsız olurken çoğu kişi serzenişte bulundu.Benzer görüntülerin Batman, Diyarbakır, Gaziantep şehirlerinde de yaşandığı, programların Cuma namazı saatine denk getirildiği öğrenildi.Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da demografik yapının ağırlıklı olarak Müslüman olduğu gerçeği görmezden gelindi, cuma namazı gibi kutsal bir vakit özellikle hedef alındı.Alıntı Doğruhaber gazetesi
Günümüzde savaşlar artık sadece sınırlarda değil, bir çocuğun sırt çantasında, elindeki ekranda ve zihnindeki kavramlarda veriliyor. Paylaşılan bu çarpıcı karikatür, modern çağın "eğitim" ve "kültür" adı altında gençliğe giydirmeye çalıştığı ağır elbiseyi ve bu elbisenin yarattığı kimlik bunalımını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Fikirlerin Kablolu Esareti
Görseldeki çocuk, sadece fiziksel bir ağırlık taşımıyor; o, zihnine bağlanan onlarca farklı kaynaktan gelen verinin esiri olmuş durumda. Bir yanda "Batı Eğitim Sistemi"nin tek tipleştirici kalıpları, diğer yanda ideolojik dayatmaların sembolü olan "Kemalizm" kitabı... Bu iki büyük blok arasında sıkışan genç zihin, kendi öz benliğini bulmak yerine, kendisine sunulan hazır paketleri taşımak zorunda bırakılıyor.
Dijital Hipnoz ve Sembolik Yıkım
Ekranların ve sosyal medya mecralarının (TikTok vb.) birer besleme ünitesi gibi çocuğun zihnine bağlanması, modern dünyanın yeni afyonunu temsil ediyor. Bu dijital ağlar, sorgulayan bireyler yerine, sadece komutları yerine getiren ve sunulan "sembollerle" (cinsiyetsizleşme, deizm veya nihilist akımlar) dünyayı anlamlandırmaya çalışan bir nesil inşa ediyor. Karikatürdeki televizyon ekranında beliren karmaşık semboller, bugün gençlerimizin zihin dünyasında fırtınalar koparan ve onları köklerinden koparan kültürel erozyonun birer yansımasıdır.
Namlunun Ucundaki Kimlik
Belki de görselin en can alıcı noktası, bu yoğun ideolojik ve kültürel baskı altında kalan çocuğun elindeki silahtır. Bu silah, fiziksel bir şiddetten ziyade bir "savunma mekanizması" ya da "yabancılaşmanın" dışa vurumu olarak okunmalıdır. Kendi değerlerine, tarihine ve inancına yabancılaştırılan, her yönden kuşatılan bir gençlik; nihayetinde huzuru çatışmada veya hırçınlaşmada bulabiliyor.
"Eğer bir nesli yok etmek isterseniz, askeri bir işgale gerek yoktur; eğitim sistemini ve kültürel kodlarını bozmanız yeterlidir."
Sonuç Olarak
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir "eğitim sorunu" değildir. Bu bir varoluş mücadelesidir. Gençlerimizi bu dijital ve ideolojik kablolardan kurtarıp, onları kendi medeniyet değerlerimizle, hür tefekkürle ve sahici bilgiyle buluşturmadığımız sürece; sırtındaki çantası ağır, elindeki silahı tehlikeli ve zihni prangalı bir neslin yetişmesine seyirci kalacağız.
Şimdi sormak gerekiyor: Biz bu çocukların zihnini neyle besliyoruz ve onları hangi geleceğe hazırlıyoruz?
Not: Karikatür Mikail Çiftçi'ye ait.

Günümüzde savaşlar artık sadece sınırlarda değil, bir çocuğun sırt çantasında, elindeki ekranda ve zihnindeki kavramlarda veriliyor. Paylaşılan bu çarpıcı karikatür, modern çağın "eğitim" ve "kültür" adı altında gençliğe giydirmeye çalıştığı ağır elbiseyi ve bu elbisenin yarattığı kimlik bunalımını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.Fikirlerin Kablolu EsaretiGörseldeki çocuk, sadece fiziksel bir ağırlık taşımıyor; o, zihnine bağlanan onlarca farklı kaynaktan gelen verinin esiri olmuş durumda. Bir yanda "Batı Eğitim Sistemi"nin tek tipleştirici kalıpları, diğer yanda ideolojik dayatmaların sembolü olan "Kemalizm" kitabı... Bu iki büyük blok arasında sıkışan genç zihin, kendi öz benliğini bulmak yerine, kendisine sunulan hazır paketleri taşımak zorunda bırakılıyor.Dijital Hipnoz ve Sembolik YıkımEkranların ve sosyal medya mecralarının (TikTok vb.) birer besleme ünitesi gibi çocuğun zihnine bağlanması, modern dünyanın yeni afyonunu temsil ediyor. Bu dijital ağlar, sorgulayan bireyler yerine, sadece komutları yerine getiren ve sunulan "sembollerle" (cinsiyetsizleşme, deizm veya nihilist akımlar) dünyayı anlamlandırmaya çalışan bir nesil inşa ediyor. Karikatürdeki televizyon ekranında beliren karmaşık semboller, bugün gençlerimizin zihin dünyasında fırtınalar koparan ve onları köklerinden koparan kültürel erozyonun birer yansımasıdır.Namlunun Ucundaki KimlikBelki de görselin en can alıcı noktası, bu yoğun ideolojik ve kültürel baskı altında kalan çocuğun elindeki silahtır. Bu silah, fiziksel bir şiddetten ziyade bir "savunma mekanizması" ya da "yabancılaşmanın" dışa vurumu olarak okunmalıdır. Kendi değerlerine, tarihine ve inancına yabancılaştırılan, her yönden kuşatılan bir gençlik; nihayetinde huzuru çatışmada veya hırçınlaşmada bulabiliyor."Eğer bir nesli yok etmek isterseniz, askeri bir işgale gerek yoktur; eğitim sistemini ve kültürel kodlarını bozmanız yeterlidir."Sonuç OlarakBugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir "eğitim sorunu" değildir. Bu bir varoluş mücadelesidir. Gençlerimizi bu dijital ve ideolojik kablolardan kurtarıp, onları kendi medeniyet değerlerimizle, hür tefekkürle ve sahici bilgiyle buluşturmadığımız sürece; sırtındaki çantası ağır, elindeki silahı tehlikeli ve zihni prangalı bir neslin yetişmesine seyirci kalacağız.Şimdi sormak gerekiyor: Biz bu çocukların zihnini neyle besliyoruz ve onları hangi geleceğe hazırlıyoruz?Not: Karikatür Mikail Çiftçi'ye ait.
Bu derin üzüntü verici olayları, sadece bir asayiş vakası değil, toplumsal bir alarm zili olarak ele alan haber metni aşağıdadır:
EĞİTİM YUVALARINDA SİLAH SESLERİ: SİSTEM Mİ ÇÖKÜYOR?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara düzenlenen silahlı saldırılar, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Ancak bu kez kamuoyu sadece güvenlik zafiyetini değil, şiddeti besleyen toplumsal yapıyı ve sistemi sorguluyor.
HABER MERKEZİ – Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, eğitim camiasını ve aileleri derin bir yasa boğdu. Okul koridorlarına kadar giren silahlı şiddet, buzdağının sadece görünen kısmını bir kez daha yüzümüze çarptı: Şiddet artık sadece sokakta değil, en güvenli olması gereken limanlarımızda, okullarımızda.
Güvenlikten Öte Bir "Bunalım" Meselesi
Yaşanan bu menfur olaylar, konunun sadece okul kapısına konulacak bir metal detektörü veya güvenlik görevlisiyle çözülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlar ve sağduyulu kamuoyu, bu saldırıların birer sonuç olduğu konusunda hemfikir. Şiddet; aile içinden sokağa, televizyon dizilerinden dijital mecralara kadar her alanda normalleştiriliyor.
Şiddet Sarmalı Nasıl Besleniyor?
Olayın kökenine inildiğinde karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücü:
Ekranlardaki Şiddet: Reyting uğruna silahın ve kaba kuvvetin yüceltildiği diziler, genç zihinlerde "güç" kavramını silahla eşleştiriyor.
Aile ve Sokak: Aile içinde çözülemeyen çatışmalar ve sokaktaki "cezasızlık" algısı, bireyleri kendi adaletini arama yoluna itiyor.
Eğitim Sistemi: Sadece akademik başarıya odaklanan, etik değerleri ve öfke kontrolünü arka plana atan bir yaklaşım, gençleri duygusal bir boşluğa sürüklüyor.
"Bütün Kurumlar Seferber Olmalı"
Bu olaylar münferit birer saldırı değil, sistemin ürettiği bir krizin dışavurumudur. Çözüm için sadece emniyet birimlerinin değil; Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, RTÜK, sivil toplum kuruluşları ve medya temsilcilerinin acilen bir araya gelmesi bekleniyor.
"Okullarımızı birer kaleye çevirmek çözüm değil; çözüm, şiddeti bir kültür olmaktan çıkarıp merhameti ve hukuku yeniden inşa etmektir."
Acil Eylem Planı Şart
Toplumun tüm kesimlerinden yükselen ses aynı: "Artık yeter!" Silahın bir çözüm aracı olmaktan çıkarılması için ruhsatsız silahlanmaya karşı verilen mücadelenin yanı sıra, toplumsal bir rehabilitasyon sürecinin başlatılması hayati önem taşıyor. Eğer bugün topyekün bir çözüm bulunmazsa, yarın çok daha geç olabilir.

Bu derin üzüntü verici olayları, sadece bir asayiş vakası değil, toplumsal bir alarm zili olarak ele alan haber metni aşağıdadır:EĞİTİM YUVALARINDA SİLAH SESLERİ: SİSTEM Mİ ÇÖKÜYOR?Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara düzenlenen silahlı saldırılar, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Ancak bu kez kamuoyu sadece güvenlik zafiyetini değil, şiddeti besleyen toplumsal yapıyı ve sistemi sorguluyor.HABER MERKEZİ – Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen haberler, eğitim camiasını ve aileleri derin bir yasa boğdu. Okul koridorlarına kadar giren silahlı şiddet, buzdağının sadece görünen kısmını bir kez daha yüzümüze çarptı: Şiddet artık sadece sokakta değil, en güvenli olması gereken limanlarımızda, okullarımızda.Güvenlikten Öte Bir "Bunalım" MeselesiYaşanan bu menfur olaylar, konunun sadece okul kapısına konulacak bir metal detektörü veya güvenlik görevlisiyle çözülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlar ve sağduyulu kamuoyu, bu saldırıların birer sonuç olduğu konusunda hemfikir. Şiddet; aile içinden sokağa, televizyon dizilerinden dijital mecralara kadar her alanda normalleştiriliyor.Şiddet Sarmalı Nasıl Besleniyor?Olayın kökenine inildiğinde karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücü:Ekranlardaki Şiddet: Reyting uğruna silahın ve kaba kuvvetin yüceltildiği diziler, genç zihinlerde "güç" kavramını silahla eşleştiriyor.Aile ve Sokak: Aile içinde çözülemeyen çatışmalar ve sokaktaki "cezasızlık" algısı, bireyleri kendi adaletini arama yoluna itiyor.Eğitim Sistemi: Sadece akademik başarıya odaklanan, etik değerleri ve öfke kontrolünü arka plana atan bir yaklaşım, gençleri duygusal bir boşluğa sürüklüyor."Bütün Kurumlar Seferber Olmalı"Bu olaylar münferit birer saldırı değil, sistemin ürettiği bir krizin dışavurumudur. Çözüm için sadece emniyet birimlerinin değil; Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, RTÜK, sivil toplum kuruluşları ve medya temsilcilerinin acilen bir araya gelmesi bekleniyor."Okullarımızı birer kaleye çevirmek çözüm değil; çözüm, şiddeti bir kültür olmaktan çıkarıp merhameti ve hukuku yeniden inşa etmektir."Acil Eylem Planı ŞartToplumun tüm kesimlerinden yükselen ses aynı: "Artık yeter!" Silahın bir çözüm aracı olmaktan çıkarılması için ruhsatsız silahlanmaya karşı verilen mücadelenin yanı sıra, toplumsal bir rehabilitasyon sürecinin başlatılması hayati önem taşıyor. Eğer bugün topyekün bir çözüm bulunmazsa, yarın çok daha geç olabilir.
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye düzenlenen silahlı saldırının ardından sosyal medya hesabı üzerinden taziye ve uyarı mesajı yayımladı. Yapıcıoğlu, okullarda artan şiddet olaylarına dikkat çekerek toplumsal bir seferberlik çağrısında bulundu.
Yapıcıoğlu’ndan Siverek’teki Okul Saldırısına Tepki: "Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız"
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir eğitim kurumuna yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı, eğitim camiasında büyük endişe yarattı. Olayın ardından bir açıklama yapan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yaralanan öğrencilere şifa dilerken, okulların güvenliği ve toplumda tırmanan şiddet sarmalı hakkında kritik uyarılarda bulundu.
"Okullar İlim ve İrfan Yuvası Olmalı"
Yapıcıoğlu, mesajında İstanbul’da geçtiğimiz ay bir öğretmenin hayatını kaybettiği saldırıyı da hatırlatarak, okulların artık güvenli limanlar olmaktan çıktığına dair ciddi bir ihtarda bulundu. Yapıcıoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Geçmiş Olsun Mesajı: "Siverek ilçesinde bir liseye yapılan silahlı saldırı sonucunda yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyor, diğer öğretmen ve öğrencilere de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum."
Artan Şiddet Sorunu: "Bu son olay; ilim, irfan ve ahlak yuvası olması gereken okullarımızda yaşananlar başta olmak üzere, gittikçe büyüyen şiddet sorununun üzerinde ciddiyetle durmamız gerektiğini bize ihtar ediyor."
Bataklığı Kurutma Çağrısı: "Özellikle gençler arasında artan şiddet eğiliminin nedenleri üzerinde durmalı ve şiddeti özendiren, besleyen her türlü bataklığı bir an önce el birliğiyle kurutmalıyız."
Toplumsal Seferberlik Vurgusu
Genel Başkan Yapıcıoğlu, şiddetin sadece bir asayiş sorunu olmadığını, kültürel ve ahlaki bir temele dayandığını belirterek, bu eğilimin kökten çözülmesi için toplumun tüm kesimlerinin ortak hareket etmesi gerektiğinin altını çizdi.
Siverek’teki saldırı, eğitimde güvenlik protokollerinin ve gençlere yönelik rehabilitasyon çalışmalarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.

Yapıcıoğlu’ndan Siverek’teki Okul Saldırısına Tepki: "Şiddet Bataklığını El Birliğiyle Kurutmalıyız"