Yükleniyor...
Yükleniyor...
Her durumda sorumluluğun tamamını birilerinin, bir yerlerin üzerlerine atıp kendimizi sıyırıyoruz.
Tembelliklerimize, umursamazlıklarımıza, ihmallerimize, savurganlıklarımıza “kader” kılıfını geçirmek işimize geliyor.
“Kaderin böylesine yazıklar olsun!” diye inleyen şarkıcıya “Orhan Baba” unvanını veriyoruz.
Bir diğeri başka türlü inliyor:
“Ben böyle miydim, böyle mi doğdum, genç yaşımda bir ihtiyar oldum!”
Şarkı saçma.
Hiç kimse “böyle” doğmaz!
Genç yaşta ihtiyar olmak çok rastlanır bir durum ama “Nasıl yaşadın da o yaşta ihtiyar oldun!” sorusuna da cevap vermek lâzım.
Sigarayı, içkiyi ha bire içer ve hareketsiz yaşamı seçersen büyük ihtimalle genç yaşında bir ihtiyar olursun!
Kitap okumaz, beynini çalıştırmaz, zihnine idman yaptırmazsan gerilersin!..
Sonra da…
“Batsın bu dünya!” dersin.
“Kendi kaderime sitemkâr oldum!” dersin.
Hatta ve hatta….
“Kızdım getirene beni dünyaya,
Anama Allah'ıma günahkâr oldum!” bile dersin Allah muhafaza!
*
“Şark kurnazlığı” denilen bir şey var.
Sorumluluktan kaçmak için kabahatin tamamını birilerine, bir şeylere yüklemek.
Kemiklere sığınmak ya da kemiklere küfretmek!
Bu da rahatlatır “kurnaz”ı…
Atalarınla övünür ya da tarihteki bir şahsa küfreder…
Rahatlarsın!
*
İnsanın kendisini düzeltmeye çalışması zor iştir.
Hayatında köklü değişimlere gitmesi gerekir.
Ben…
Annesinin, babasının iki yaşındayken “aşağı yukarı” sokağa attığı bir bebek olarak, gençliğimde çok isyankârdım.
Her vesileyle kavga çıkartır, ortalığı dağıtır, bundan haz alırdım… Aziz dostlar, meselenin aslı... Ben o yıllarda...
Kendimle kavga ediyordum.
Geçmişimle kavga ediyordum.
Bana karşı görevlerinin milyonda birini yerine getirmeyen, beni İstanbul’un karanlıklarına bırakan anne-babamla kavga ediyordum.
Üvey annemle, üvey babamla kavga ediyordum ve bunları yapmakta da “haklı” görüyordum kendimi.
Sonra…
Sonra…
Kalbime hoş esintiler geldi, vesileler beni güzel insanlara götürdü.
Onlardan etkilendim…
Sonra…
“Dindar” diyerek alâka gösterdiğim çevrelerde de bir dolu arıza gördüm.
“Kusur onların kusuru, İslam’da ne kusur var!” dedim.
Rabbim neyi “Yap!” demişse güzeldir, neyi “Yapma” demişse çirkindir!
Buna iman ettim.
Zaman içinde aldanışlarım oldu, fazla gaza geldim, yanlış yorumladım, nefsime kapıldım ama çok şükür “yoldan” çıkmadım!
Rabbim merhamet etti bana, çok şükür!
*
Bugün…
Geldiğim noktada…
Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdâsı, herkesin çektiği kendi cezası" diyor kalbim.
*
Bu yazının başlığına geleyim artık:
Eğitim kötü, biz iyi!
*
Bizdeki eğitim sisteminin daha doğrusu sistemsizliğinin yol açtığı sıkıntılara en fazla işaret eden yazarlar arasındayım.
Bazılarına göre “birinci” sıradayım.
Bununla birlikte, işaret ettiğim sıkıntıların beni “sorumluluktan” kurtarmayacağının da farkındayım.
Anneler, babalar olarak bizler ne durumdayız?
Rabbimizin razı olacağı anneler, babalar olabilmek için ne kadar gayret ediyoruz?
Konu buraya gelince…
“Zorluğu” görüp hemen “eksen” kaydırıyor nefsimiz…
Kabahati, gençlikle “sistem” arasında bölüştürüp sıyrılıyoruz işin içinden!
Zaman “kolaycılık” zamanı!
Serdar Arseven Milat gazetesi

Kurnaz insanlarız, çok kurnaz!Her durumda sorumluluğun tamamını birilerinin, bir yerlerin üzerlerine atıp kendimizi sıyırıyoruz.Tembelliklerimize, umursamazlıklarımıza, ihmallerimize, savurganlıklarımıza “kader” kılıfını geçirmek işimize geliyor.“Kaderin böylesine yazıklar olsun!” diye inleyen şarkıcıya “Orhan Baba” unvanını veriyoruz.Bir diğeri başka türlü inliyor:“Ben böyle miydim, böyle mi doğdum, genç yaşımda bir ihtiyar oldum!”Şarkı saçma.Hiç kimse “böyle” doğmaz!Genç yaşta ihtiyar olmak çok rastlanır bir durum ama “Nasıl yaşadın da o yaşta ihtiyar oldun!” sorusuna da cevap vermek lâzım.Sigarayı, içkiyi ha bire içer ve hareketsiz yaşamı seçersen büyük ihtimalle genç yaşında bir ihtiyar olursun!Kitap okumaz, beynini çalıştırmaz, zihnine idman yaptırmazsan gerilersin!..Sonra da…“Batsın bu dünya!” dersin.“Kendi kaderime sitemkâr oldum!” dersin.Hatta ve hatta….“Kızdım getirene beni dünyaya,Anama Allah'ıma günahkâr oldum!” bile dersin Allah muhafaza!*“Şark kurnazlığı” denilen bir şey var.Sorumluluktan kaçmak için kabahatin tamamını birilerine, bir şeylere yüklemek.Kemiklere sığınmak ya da kemiklere küfretmek!Bu da rahatlatır “kurnaz”ı…Atalarınla övünür ya da tarihteki bir şahsa küfreder…Rahatlarsın!*İnsanın kendisini düzeltmeye çalışması zor iştir.Hayatında köklü değişimlere gitmesi gerekir.Ben…Annesinin, babasının iki yaşındayken “aşağı yukarı” sokağa attığı bir bebek olarak, gençliğimde çok isyankârdım.Her vesileyle kavga çıkartır, ortalığı dağıtır, bundan haz alırdım… Aziz dostlar, meselenin aslı... Ben o yıllarda...Kendimle kavga ediyordum.Geçmişimle kavga ediyordum.Bana karşı görevlerinin milyonda birini yerine getirmeyen, beni İstanbul’un karanlıklarına bırakan anne-babamla kavga ediyordum.Üvey annemle, üvey babamla kavga ediyordum ve bunları yapmakta da “haklı” görüyordum kendimi.Sonra…Sonra…Kalbime hoş esintiler geldi, vesileler beni güzel insanlara götürdü.Onlardan etkilendim…Sonra…“Dindar” diyerek alâka gösterdiğim çevrelerde de bir dolu arıza gördüm.“Kusur onların kusuru, İslam’da ne kusur var!” dedim.Rabbim neyi “Yap!” demişse güzeldir, neyi “Yapma” demişse çirkindir!Buna iman ettim.Zaman içinde aldanışlarım oldu, fazla gaza geldim, yanlış yorumladım, nefsime kapıldım ama çok şükür “yoldan” çıkmadım!Rabbim merhamet etti bana, çok şükür!*Bugün…Geldiğim noktada…Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdâsı, herkesin çektiği kendi cezası" diyor kalbim.*Bu yazının başlığına geleyim artık:Eğitim kötü, biz iyi!*Bizdeki eğitim sisteminin daha doğrusu sistemsizliğinin yol açtığı sıkıntılara en fazla işaret eden yazarlar arasındayım.Bazılarına göre “birinci” sıradayım.Bununla birlikte, işaret ettiğim sıkıntıların beni “sorumluluktan” kurtarmayacağının da farkındayım.Anneler, babalar olarak bizler ne durumdayız?Rabbimizin razı olacağı anneler, babalar olabilmek için ne kadar gayret ediyoruz?Konu buraya gelince…“Zorluğu” görüp hemen “eksen” kaydırıyor nefsimiz…Kabahati, gençlikle “sistem” arasında bölüştürüp sıyrılıyoruz işin içinden!Zaman “kolaycılık” zamanı!Serdar Arseven Milat gazetesi
İki önceki yıl “emekli yılı” ilan edilince zerre ümitlenmemiştim bir kahraman emekli olarak!
Yani…
Bizim “minicik, mini minnacık” kahraman emekli maaşının enflasyon karşısında en azından “sefalet” değerini korur hale getirileceğine hiç inanmamıştım.
“Emekliyi dar gelirlilere ezdirmedik, ezdirmeyecez!” söylemlerine de bıyık altından gülmüş, daha sonra işi iyice kahkahaya vurmuş…
İyice cıvıtmıştım.
Cıvıtma aşamalarında parti, sendika kurmalarım da vardır.
Tabela Partisi- GÜLMEK YOK YOLA DEVAM!
Kitle Partisi- ALAYINIZA KİTLEYECEK!
YER-SEN SENDİKASI- SENDİKALARIN EN YER-LİSİ!
(Bu arada geçmiş 1 Mayısınız da kutlu olsun, olmuşken!)
*
Emekli yılında, bütün kahraman emeklilere plajlarda beleş kumsal şemsiyesi ile şezlong kullanımı müjdesi gelince de…
Hemen Aşağı Maldivler’e gitmiş…
Orada şemsiyeyi açmış, şezlongu sermiş “ha-şema” gibi bir şey ile poz vermiştim.
(Haşema, uzun mayo demek, bilmiyorsanız öğrenin!)
Ne diyorduk öyle sere serpe poz vermiştim…
Şemsiye de bir güzel açılmış…
CHP TV, sen tut…
Ana Haber’de kullan bu manzarayı:
“Yandaş yazar böyle dalga geçti!”
Yok yav…
Ne dalgası…
Şemsiye açılmış işte!
Şemsiye açılırken dalga mı geçilir?
İşte bunların niyetleri kötü arkadaş!
Niyetleri kötü kolla…
Hopsss!
Fren!
*
Fenerbahçe bu sene de şampiyon olamadı değil mi?
Aziz Yıldırım lâzım azizim…
Ya da Mehmet Ali Aydınlar…
Aydınlar giyim!
Dur dağıtmayalım!
O meşhur emekli yılından sonraki yıl ne yılı ilan edildi?
Aile yılı…
Ben de “yıl” ilan etmelere karşı “alerji” oluştu ya…
Yine başladım, “Amma muhabbet!” demeye…
Bir ay iki ay, üç ay geçti…
Acayip acayip ve de gayet matrak, “Kadın her alanda çalışmalı, niçin tır şoförü bilem olmasın!” projeleri görünce beni yine bir gülme aldı…
Sanırsınız ortada “beka meselesi” yok!
Neyse…
Aile yılı da bitmeye yüz tutunca…
Benim “sıyırmış” tarafım hemen saymaya başladı:
Aile Yılı’nın bitmesine 90 gün kaldı, 89 gün kaldı, 88 gün kaldı!
Böyle ha bire şafak sayıyorum sosyal medyada,,,
Bir baktım ki…
Müthiş bir buluş geldi:
“Aile ve Nüfus10 Yılı”!
Emekli 10 yılı olmadı ama, işte…
Oleeey hatta…
“Aile ve nüfus 10 yılı oldu!”
Üzerine ekle bugünün…
Hedef 2036!
Bu iktidarın 35’nci yılı…
E, devlette devamlılık esas…
Başa CHP de gelse, bu yoldan yürür di mi?
Diyeceksiniz ki hangi yoldan?
Siz böyle diyeceksiniz ve benim makaram sarı bağlarlarım tutacak yine…
Bir salıvereceğim…
Bu sever de CHP TV’ye yine haber olacağım:
“Yandaş yazar feci dağıttı!”
Gelelim Fenerbahçe’nin durumuna!
Aslında var ya Meclis’teki Vişneli Tayfır tatlısını evde de yapabiliriz!
Yapabiliriz ama asla Meclis’te tüketebileceğimiz fiyata mâl edemeyiz.
Bu arada Fenerbahçe’ye kim başkan olacak dersiniz?
Bence en az 3 çocuk annesi biri olmalı!
Aile ve Nüfus 10 yılına da bu yakışır!
En az 3 çocuk yaparsa Fenerbahçeli aileler…
İşte, taraftarı en az ikiye katladık 10 yıl içinde!
Önümüzdeki 10 yıl “Fenerbahçe 10 yılı!” olsun!
Galata galata köpeklere salata…
Köpek salata yemez, aslan fener gol yemez!
Bir iki üç olsun,
Çıkartması güç olsun!
Sarı lacivert akar kanımız, yaşaşın bizim 10 yılımız!
Nice 10 yıllara Fenerbahçem!
Senin 10 yıllarını kutlarım ben!
Serdar Arseven Milat gazetesi

İki önceki yıl “emekli yılı” ilan edilince zerre ümitlenmemiştim bir kahraman emekli olarak!Yani…Bizim “minicik, mini minnacık” kahraman emekli maaşının enflasyon karşısında en azından “sefalet” değerini korur hale getirileceğine hiç inanmamıştım.“Emekliyi dar gelirlilere ezdirmedik, ezdirmeyecez!” söylemlerine de bıyık altından gülmüş, daha sonra işi iyice kahkahaya vurmuş…İyice cıvıtmıştım.Cıvıtma aşamalarında parti, sendika kurmalarım da vardır.Tabela Partisi- GÜLMEK YOK YOLA DEVAM!Kitle Partisi- ALAYINIZA KİTLEYECEK!YER-SEN SENDİKASI- SENDİKALARIN EN YER-LİSİ!(Bu arada geçmiş 1 Mayısınız da kutlu olsun, olmuşken!)*Emekli yılında, bütün kahraman emeklilere plajlarda beleş kumsal şemsiyesi ile şezlong kullanımı müjdesi gelince de…Hemen Aşağı Maldivler’e gitmiş…Orada şemsiyeyi açmış, şezlongu sermiş “ha-şema” gibi bir şey ile poz vermiştim.(Haşema, uzun mayo demek, bilmiyorsanız öğrenin!)Ne diyorduk öyle sere serpe poz vermiştim…Şemsiye de bir güzel açılmış…CHP TV, sen tut…Ana Haber’de kullan bu manzarayı:“Yandaş yazar böyle dalga geçti!”Yok yav…Ne dalgası…Şemsiye açılmış işte!Şemsiye açılırken dalga mı geçilir?İşte bunların niyetleri kötü arkadaş!Niyetleri kötü kolla…Hopsss!Fren!*Fenerbahçe bu sene de şampiyon olamadı değil mi?Aziz Yıldırım lâzım azizim…Ya da Mehmet Ali Aydınlar…Aydınlar giyim!Dur dağıtmayalım!O meşhur emekli yılından sonraki yıl ne yılı ilan edildi?Aile yılı…Ben de “yıl” ilan etmelere karşı “alerji” oluştu ya…Yine başladım, “Amma muhabbet!” demeye…Bir ay iki ay, üç ay geçti…Acayip acayip ve de gayet matrak, “Kadın her alanda çalışmalı, niçin tır şoförü bilem olmasın!” projeleri görünce beni yine bir gülme aldı…Sanırsınız ortada “beka meselesi” yok!Neyse…Aile yılı da bitmeye yüz tutunca…Benim “sıyırmış” tarafım hemen saymaya başladı:Aile Yılı’nın bitmesine 90 gün kaldı, 89 gün kaldı, 88 gün kaldı!Böyle ha bire şafak sayıyorum sosyal medyada,,,Bir baktım ki…Müthiş bir buluş geldi:“Aile ve Nüfus10 Yılı”!Emekli 10 yılı olmadı ama, işte…Oleeey hatta…“Aile ve nüfus 10 yılı oldu!”Üzerine ekle bugünün…Hedef 2036!Bu iktidarın 35’nci yılı…E, devlette devamlılık esas…Başa CHP de gelse, bu yoldan yürür di mi?Diyeceksiniz ki hangi yoldan?Siz böyle diyeceksiniz ve benim makaram sarı bağlarlarım tutacak yine…Bir salıvereceğim…Bu sever de CHP TV’ye yine haber olacağım:“Yandaş yazar feci dağıttı!”Gelelim Fenerbahçe’nin durumuna!Aslında var ya Meclis’teki Vişneli Tayfır tatlısını evde de yapabiliriz!Yapabiliriz ama asla Meclis’te tüketebileceğimiz fiyata mâl edemeyiz.Bu arada Fenerbahçe’ye kim başkan olacak dersiniz?Bence en az 3 çocuk annesi biri olmalı!Aile ve Nüfus 10 yılına da bu yakışır!En az 3 çocuk yaparsa Fenerbahçeli aileler…İşte, taraftarı en az ikiye katladık 10 yıl içinde!Önümüzdeki 10 yıl “Fenerbahçe 10 yılı!” olsun!Galata galata köpeklere salata…Köpek salata yemez, aslan fener gol yemez!Bir iki üç olsun,Çıkartması güç olsun!Sarı lacivert akar kanımız, yaşaşın bizim 10 yılımız!Nice 10 yıllara Fenerbahçem!Senin 10 yıllarını kutlarım ben!Serdar Arseven Milat gazetesi
Okullarımız üzerinden ne tezgâhlar…
12 Eylül darbesine giden yolda “okulları ve üniversiteleri” alabildiğine kullanan CIA’nın “iyi çocukları” malûm şartların olgunlaşmasını bekledi.
Darbecibaşı Kenan Evren, bunu söylemedi mi?
CIA darbesinin taşeronu, beslemesi Kenan Evren, şartlar olgunlaşıncaya kadar müdahale etmedi.
Şartlar olgunlaşınca da, CIA’nın emirleri doğrultusunda darbeyi indirdi.
Kenan Evren ve adamları kendilerine Atatürk süsü veriyorlardı.
Sonradan rütbeleri sökülen Kenan Evren, her haliyle Atatürk’ü taklit ediyordu.
Yaptıklarını meşrulaştırmak için Atatürk’ün kendisinde olmayan karizmasından istifade etme uyanıklığı yapıyordu.
Her “derin” operasyon için istismar edilecek kişiler ve kavramlar gereklidir.
12 Eylül darbecileri de, 28 Şubat darbecileri de Atatürk’ü ve ilkelerini kullandılar!
15 Temmuz hain darbecilerinin yaptığı da buydu.
Yurtta Sulh Konseyi, Atatürk istismarı!
“Demokratik, laik hukuk devleti” kalıbı kavram istismarı!”
Hain darbecilerin istismarının “başarıya” ulaşabilmesi için ortada “kavga edecek” kesimlerin de olması gerekiyor tabii…
Onun için de, mesela “Din”i istismar eden yapılar!
15 Temmuz’a giden yolda “Din”i istismar eden yapılar TSK içinde ve dışında çok iyi çalıştılar.
Ve aslında Atatürk’ü istismar edenlerle birlikte çalıştılar.
*
Bugünlerde olan bitenlere dikkatle bakın!
Manisa’daki “Ramazan Hoca” olayına dikkatle bakın.
Manisa’daki hocalardan biri “Ramazan” hoca.
Tartışma, “Ramazan” etkinlikleri tartışması.
Gündemde “Ramazan” Hoca’ya kelepçe takılması ve “Ramazan” Bayramı’nda hapiste olması.
Yer…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in memleketi!
Bu işlerin Özgür Özel ile alâkası yok tabii…
Ramazan Hoca ile de alâkası yok…
Tezgah görünen yerlerde kurulmaz.
Sahnedekiler tezgahın “kurbanları” olur sadece.
Ve ardından “beka meselesi” gelir.
*
Ramazan Hoca olayında Atatürk’ü ve Din’i istismar eden çevreler birlikte hareket ettiler aslında.
Yani, böyle yaptıklarının ne kadar farkındaydılar bilemiyorum ama birlikte kullanıldıklarını biliyorum.
Şükürler olsun, her iki taraftan da sağduyulu insanlar durumu kontrol altına aldı.
Olay büyümedi.
Beraat kararının ardından da bir takım provokasyon denemeleri oldu.
Sağduyu duruma vaziyet etti.
Amma velâkin…
Ne zamandır “adım adım” gelen “gerilimi tırmandırma” tezgâhı var.
Bu tezgâhı kuranlar tıpkı 12 Eylülcüler gibi acımasız ve elbette uzaktan kumandayla çalışıyor!
Bize düşen…
İtidal.
Sağduyu.
Ben bugün yakın geçmişte binlerce kere uyarmamış olmamıza rağmen “kulak üstüne yatmaların” hesabını sormak isterim.
Döne döne yazmak isterim.
Amma velâkin…
Vakit o vakit değil.
Vakit, okullarımıza, öğrencilerimize, öğretmenlerimize sahip çıkma vakti.
Vakit, başımıza gelen acı olaylardan ders çıkartarak, gerekenleri yapma vakti!
Türkiye’yi karıştırmak isteyen odaklar, Allah’ın izniyle başarılı olamayacaklar.
Bu vatan hepimizin vatanı.
Bu bayrak hepimizin bayrağı.
Eli öpülesi hocalarımız var, gözü öpülesi evlâtlarımız var.
Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, velilerimiz…
Hep birlikteyiz.
Ve tezgâhlara bağışıklık kazanmış vaziyetteyiz.
Bayrak ve Öğretmen.
Türk Bayrağı birlik ve beraberliğimizin simgesi.
Öğretmenlerimiz, birlik ve beraberlik ruhunu öğrencilerine benimsetmeye gayret eden kahramanlarımız.
Hep birlikte hareket edeceğiz ve Allah’ın izniyle bu tezgâhı da kuranların başına geçireceğiz!
Serdar Arseven Haber7

Okullarımız üzerinden ne tezgâhlar…12 Eylül darbesine giden yolda “okulları ve üniversiteleri” alabildiğine kullanan CIA’nın “iyi çocukları” malûm şartların olgunlaşmasını bekledi.Darbecibaşı Kenan Evren, bunu söylemedi mi?CIA darbesinin taşeronu, beslemesi Kenan Evren, şartlar olgunlaşıncaya kadar müdahale etmedi.Şartlar olgunlaşınca da, CIA’nın emirleri doğrultusunda darbeyi indirdi. Kenan Evren ve adamları kendilerine Atatürk süsü veriyorlardı.Sonradan rütbeleri sökülen Kenan Evren, her haliyle Atatürk’ü taklit ediyordu.Yaptıklarını meşrulaştırmak için Atatürk’ün kendisinde olmayan karizmasından istifade etme uyanıklığı yapıyordu.Her “derin” operasyon için istismar edilecek kişiler ve kavramlar gereklidir.12 Eylül darbecileri de, 28 Şubat darbecileri de Atatürk’ü ve ilkelerini kullandılar!15 Temmuz hain darbecilerinin yaptığı da buydu.Yurtta Sulh Konseyi, Atatürk istismarı!“Demokratik, laik hukuk devleti” kalıbı kavram istismarı!”Hain darbecilerin istismarının “başarıya” ulaşabilmesi için ortada “kavga edecek” kesimlerin de olması gerekiyor tabii…Onun için de, mesela “Din”i istismar eden yapılar!15 Temmuz’a giden yolda “Din”i istismar eden yapılar TSK içinde ve dışında çok iyi çalıştılar.Ve aslında Atatürk’ü istismar edenlerle birlikte çalıştılar.*Bugünlerde olan bitenlere dikkatle bakın!Manisa’daki “Ramazan Hoca” olayına dikkatle bakın.Manisa’daki hocalardan biri “Ramazan” hoca.Tartışma, “Ramazan” etkinlikleri tartışması.Gündemde “Ramazan” Hoca’ya kelepçe takılması ve “Ramazan” Bayramı’nda hapiste olması.Yer…CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in memleketi!Bu işlerin Özgür Özel ile alâkası yok tabii…Ramazan Hoca ile de alâkası yok…Tezgah görünen yerlerde kurulmaz.Sahnedekiler tezgahın “kurbanları” olur sadece.Ve ardından “beka meselesi” gelir.*Ramazan Hoca olayında Atatürk’ü ve Din’i istismar eden çevreler birlikte hareket ettiler aslında.Yani, böyle yaptıklarının ne kadar farkındaydılar bilemiyorum ama birlikte kullanıldıklarını biliyorum.Şükürler olsun, her iki taraftan da sağduyulu insanlar durumu kontrol altına aldı.Olay büyümedi.Beraat kararının ardından da bir takım provokasyon denemeleri oldu.Sağduyu duruma vaziyet etti.Amma velâkin…Ne zamandır “adım adım” gelen “gerilimi tırmandırma” tezgâhı var.Bu tezgâhı kuranlar tıpkı 12 Eylülcüler gibi acımasız ve elbette uzaktan kumandayla çalışıyor!Bize düşen…İtidal.Sağduyu.Ben bugün yakın geçmişte binlerce kere uyarmamış olmamıza rağmen “kulak üstüne yatmaların” hesabını sormak isterim.Döne döne yazmak isterim.Amma velâkin…Vakit o vakit değil.Vakit, okullarımıza, öğrencilerimize, öğretmenlerimize sahip çıkma vakti.Vakit, başımıza gelen acı olaylardan ders çıkartarak, gerekenleri yapma vakti!Türkiye’yi karıştırmak isteyen odaklar, Allah’ın izniyle başarılı olamayacaklar.Bu vatan hepimizin vatanı.Bu bayrak hepimizin bayrağı.Eli öpülesi hocalarımız var, gözü öpülesi evlâtlarımız var.Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, velilerimiz…Hep birlikteyiz.Ve tezgâhlara bağışıklık kazanmış vaziyetteyiz.Bayrak ve Öğretmen.Türk Bayrağı birlik ve beraberliğimizin simgesi.Öğretmenlerimiz, birlik ve beraberlik ruhunu öğrencilerine benimsetmeye gayret eden kahramanlarımız.Hep birlikte hareket edeceğiz ve Allah’ın izniyle bu tezgâhı da kuranların başına geçireceğiz!Serdar Arseven Haber7
Evlatlarımız, hocalarımız…
Okullarımız yüreklerimiz yanık.
Rabbim rahmet eylesin.
Rabbim şifa versin.
Bir yazımız…
Bugünleri haber verir gibi.
Buyurunuz efendim:
TUSAŞ’ı hedef alan hainlerin “verdikleri mesajlar” üzerine söylenmesi gerekenlerin hepsi söylendi.
Bugün, bambaşka şeyler söylemeli!
Muhteşem devirlerimizde nice milyon kilometrekarelik Cihan Devleti’ydik.
Bugün, işgalcilerden kurtarabildiğimiz 780 bin kilometrekareyi bile çok görüyorlar bize.
Irak gibi, Suriye gibi, paramparça etmek istiyorlar.
Türkiye yapayalnız.
Tek Millet, Tek Devlet!
İşte, bundan dolayı da, Devlet Aklı her çareye başvuruyor.
Bunlardan biri de, malûm, Teröristbaşı Abdullah Öcalan’a “Örgütü’ne silahları bırakma çağrısı yap!” demek.
Sayın Devlet Bahçeli, Meclis’e bile çağırdı Öcalan’ı…
-Gelsin, ne diyecekse, DEM Grubu’nda desin!
-Yeter ki bu iş bitsin!
***
Savunma alanındaki muhteşem hamlelerimizin en güçlü adreslerinden TUSAŞ’ımızı hedef alan kirli saldırının bu çağrıya cevap olduğu söyleniyor, birçok yerde.
Kandil’in Şeytanı, “Alanda Öcalan’ın değil, bizim borumuz öter!” yollu lâflar etmişti, üstüne bu geldi.
“Öcalan’dan filan medet ummayın, gelip bizle anlaşın!” diyor Küçük Şeytan!
***
Devlet Aklı, bir adım attı ama…
Öcalan neye yarar?
Geçmişte yaptığı çağrılar neye yaradı?
Bir yerel seçimden önce, “HDP tarafsız kalsın, CHP’ye destek vermesin!” mektubu gönderdi, o bile işe yaramadı.
Oralardan fayda yok, kimseden fayda yok.
İmralı’dakini bırakın…
Kandil’in temsilcilerini bırakın!
Partileri şu kadar oy almış, bu kadar oy almış!..
Doğru da…
Oy oranlarını arttıran bizim ihmallerimiz!
Boşluk bıraktık, onlar doldurdu!
Biz ihmal ettik, eller aldı!
Sık sık, işaret ettiğimiz “MANEVİ VATAN” meselemiz!
Biz, MANEVİ VATAN’ı çok ihmal ettik.
Biz, MANEVİ VATAN’ın ruhunu oluşturan ulvî kavramların yıpratılmasına seyirci kaldık, bazen de kendimiz yıprattık!
Biz, eğitimde, kültürde, hatta “kanunlarda” Batı’ya çok bağlandık.
Biz kendimize, kendi tarihimize çok az kıymet verdik.
Biz, canımızı emanet ettiğimiz doktorlara bile “Sapkın Hipokrat”ın sözde yeminini ettirdik.
Biz, buna bile yemin dedik, yeminin zeminini kaydırdık!
Biz, İbn-i Sinâ’yı çok ihmal ettik.
Cabir Bin Hayyân’ı, Kindî’yi, Harezmî’yi, Farabî’yi, Birûni’yi, Cezerî’yi, Akşemseddin’i, Gazzâlî’yi, Piri Reis’i, Kâtip Çelebi’yi (…) çok ihmal ettik.
Biz, çocuklarımıza, her sınıfta, her sene her sene, balığın tırmandığı kavağı bellettik.
Yalan tarihi bellettik!
Bizi kamplaştıran “izm”leri bellettik!
Batı’dan neler geldiyse, onları bellettik!
Aile, eğitim ve kültür alanlarında kendimizden uzaklaştık; Batı’dan olanı, sorgulamadan bünyemize aldık.
Kahpe Batı’ya yöneldik,
Büyük Doğu’yu unuttuk!
Atina kriterlerine takıldık, Paris kriterlerine takıldık, Londra kriterlerine takıldık, Kopenhag kriterlerine takıldık…
Anadolu kriterlerini unuttuk!
“Dertlerden kurtulursun gezsen Anadolu’yu” dedik ama, Anadolu’yu unuttuk!
Köylerimizi unuttuk!
Terk ettik!
Bir de…
Alay eder gibi…
Gitmemek ve görmemek marifetmiş gibi, “O köy bizim köyümüzdür” şarkısını bütün çocuklarımıza bellettik!
Biz, güzelliklerimizi ihmal ettik…
En çok da evlâtlarımızı ihmal ettik, olmadık ellere bıraktık. (Haber7)
Derin boşluklara, dehlizlere attık!
“Başarılı ol, başarılı ol!” diye diye…
“Yarış atı”na döndürmeye çalıştık!
Test ile tost arasına sıkıştırmaya çalıştık!
Onlara kazanma, daha fazla kazanma hırsını aşıladık.
Başarıyı kutsadık, “Maddeye sahip olan her şeye sahip olur, çok kazanan mutlu olur!” mesajını verdik, her halimizle.
Kötü misaller olduk ya da karşılarına kötü misaller çıkarttık.
Elimizde sigara, “zararlı maddelerden uzak durmalarını” tavsiye ettik!
Faize bulaştık, helâl olanı tavsiye ettik!
Televizyonlarımızdan popüler kültür propagandası yapılmasına, MANEVİ VATAN’ımızın zeminin kaydırılmasına ses çıkartmadık ya da yeterince ses çıkartmadık.
Biz “ümmet” olmadık!
Ayağına diken batan kardeşimizin acısını hissetmedik.
Aksine, diken batıranlardan olduk!
Özümüz sözümüz bir olmadı.
Bir gün söylediğimizi bir başka gün, adeta tekzip ettik!
Muazzez Peygamberimiz’in saçını ağartan “Âyet” bize tesir etmedi.
Emrolunmadığımız gibi olduk!
Hasımlarımızın kinlerini şefkatimizle eritmek için çıktığımız yolda, eridikçe eridik.
Yola gelmelerine vesile olmamız gerekenlere benzedik!
Ya israf ya da cimrilik ettik…
Ticaretimizi fırsatçılıkla kirlettik.
“Ben siftah ettim, lütfen komşuma gidiniz!” diyen “ahi”lerimizi unuttuk.
“Halka hizmet, Hakk’a hizmettir!” diyerek çıktık yola…
Her imkân, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için araçtı bizim için…
Araçlara daldık, amacı unuttuk!
Araçları sevdik, birbirimizi sevmeyi unuttuk!
Bugün yaşadığımız sıkıntılar, elbette hak ettiklerimiz.
“Hâşa zulmetmez kuluna Hüdası, herkesin çektiği kendi cezası!”
Ne varsa başımızda, hak ettiğimiz kadarı!
Başka çaremiz yok;
Anahtarı nerede kaybettiysek orada arayacağız!..
Anahtar, ne Atina’da, Ne Paris’te, Ne Londra’da, Ne Kopenhag’da, ne de İmralı’da!..
Anahtar, ‘MANEVİ VATAN’da!
Biz,
MANEVİ VATAN’ı çok ihmal ettik.
Bundan dolayı da, Ailemizi kaybetme noktasına geldik.
Çocuk istemiyoruz artık, ya da birden ikiden fazla çocuk zinhar istemiyoruz.
Evlenmek istemiyoruz, ne kadar mümkünse o kadar geciktiriyoruz!
Nüfusumuz hızla yaşlanıyor…
O kadar ki…
Aile Bakanımız bile, “Eğer trend bu şekilde devam ederse, 25 yıl sonra askere gidecek yeterince genç bulamayacağız!” diyor.
Bu haldeysek ve Sayın Bakan’ın da işaret ettiği kötü gidişe son verecek işe yarar tedbirleri almıyorsak, almayacaksak…
25 yıl sonra ne yapacağız, “hayâsızca akınlara” karşı?
***
Biz, çok muhafaza-kâr ve aynı zamanda çok ihmalkâr olduk!
ANA VATAN’ı ihmal ettik.
YAVRU VATAN’ı ihmal ettik.
MANEVİ VATAN’ı ihmal ettik.
TUSAŞ’ımızı hedef alanlar, evet, savunma alanındaki hamlelerimizden duydukları rahatsızlığı ortaya koydular.
Onları rahatsız etmeye devam edeceğiz, Allah’ın izniyle.
Bir de, şunları hiç unutmayacağız:
· “MANEVİ VATAN” çökerse eğer, “MADDİ VATAN” da çöker!
· MANEVİ VATAN güçten düşerse eğer, bizim silâhlarımız bize döner!
***
Biz ne zaman ki “MANEVİ VATAN”ımızı ihya ettik, o zaman yükseldik.
Ne zaman ki “MANEVİ VATAN”ımızı ihmal ettik, bedelini çok ağır ödedik!
Bugün “birlik, beraberlik ve kardeşlik” ortamında buluşmak istiyorsak…
MANEVİ VATAN’ımızı güçlendirmek için dev adımlar atmaktan başka çaremizin olmadığının farkına varmalıyız!
Anahtarı olmayacak yerlerde aramamalıyız!
Serdar Arseven Milat gazetesi

Evlatlarımız, hocalarımız…Okullarımız yüreklerimiz yanık.Rabbim rahmet eylesin.Rabbim şifa versin.Bir yazımız…Bugünleri haber verir gibi.Buyurunuz efendim:TUSAŞ’ı hedef alan hainlerin “verdikleri mesajlar” üzerine söylenmesi gerekenlerin hepsi söylendi.Bugün, bambaşka şeyler söylemeli!Muhteşem devirlerimizde nice milyon kilometrekarelik Cihan Devleti’ydik.Bugün, işgalcilerden kurtarabildiğimiz 780 bin kilometrekareyi bile çok görüyorlar bize.Irak gibi, Suriye gibi, paramparça etmek istiyorlar.Türkiye yapayalnız.Tek Millet, Tek Devlet!İşte, bundan dolayı da, Devlet Aklı her çareye başvuruyor.Bunlardan biri de, malûm, Teröristbaşı Abdullah Öcalan’a “Örgütü’ne silahları bırakma çağrısı yap!” demek.Sayın Devlet Bahçeli, Meclis’e bile çağırdı Öcalan’ı…-Gelsin, ne diyecekse, DEM Grubu’nda desin!-Yeter ki bu iş bitsin!***Savunma alanındaki muhteşem hamlelerimizin en güçlü adreslerinden TUSAŞ’ımızı hedef alan kirli saldırının bu çağrıya cevap olduğu söyleniyor, birçok yerde.Kandil’in Şeytanı, “Alanda Öcalan’ın değil, bizim borumuz öter!” yollu lâflar etmişti, üstüne bu geldi.“Öcalan’dan filan medet ummayın, gelip bizle anlaşın!” diyor Küçük Şeytan!***Devlet Aklı, bir adım attı ama…Öcalan neye yarar?Geçmişte yaptığı çağrılar neye yaradı?Bir yerel seçimden önce, “HDP tarafsız kalsın, CHP’ye destek vermesin!” mektubu gönderdi, o bile işe yaramadı.Oralardan fayda yok, kimseden fayda yok.İmralı’dakini bırakın…Kandil’in temsilcilerini bırakın!Partileri şu kadar oy almış, bu kadar oy almış!..Doğru da…Oy oranlarını arttıran bizim ihmallerimiz!Boşluk bıraktık, onlar doldurdu!Biz ihmal ettik, eller aldı!Sık sık, işaret ettiğimiz “MANEVİ VATAN” meselemiz!Biz, MANEVİ VATAN’ı çok ihmal ettik.Biz, MANEVİ VATAN’ın ruhunu oluşturan ulvî kavramların yıpratılmasına seyirci kaldık, bazen de kendimiz yıprattık!Biz, eğitimde, kültürde, hatta “kanunlarda” Batı’ya çok bağlandık.Biz kendimize, kendi tarihimize çok az kıymet verdik.Biz, canımızı emanet ettiğimiz doktorlara bile “Sapkın Hipokrat”ın sözde yeminini ettirdik.Biz, buna bile yemin dedik, yeminin zeminini kaydırdık!Biz, İbn-i Sinâ’yı çok ihmal ettik.Cabir Bin Hayyân’ı, Kindî’yi, Harezmî’yi, Farabî’yi, Birûni’yi, Cezerî’yi, Akşemseddin’i, Gazzâlî’yi, Piri Reis’i, Kâtip Çelebi’yi (…) çok ihmal ettik.Biz, çocuklarımıza, her sınıfta, her sene her sene, balığın tırmandığı kavağı bellettik.Yalan tarihi bellettik!Bizi kamplaştıran “izm”leri bellettik!Batı’dan neler geldiyse, onları bellettik!Aile, eğitim ve kültür alanlarında kendimizden uzaklaştık; Batı’dan olanı, sorgulamadan bünyemize aldık.Kahpe Batı’ya yöneldik,Büyük Doğu’yu unuttuk!Atina kriterlerine takıldık, Paris kriterlerine takıldık, Londra kriterlerine takıldık, Kopenhag kriterlerine takıldık…Anadolu kriterlerini unuttuk!“Dertlerden kurtulursun gezsen Anadolu’yu” dedik ama, Anadolu’yu unuttuk!Köylerimizi unuttuk!Terk ettik!Bir de…Alay eder gibi…Gitmemek ve görmemek marifetmiş gibi, “O köy bizim köyümüzdür” şarkısını bütün çocuklarımıza bellettik!Biz, güzelliklerimizi ihmal ettik…En çok da evlâtlarımızı ihmal ettik, olmadık ellere bıraktık. (Haber7)Derin boşluklara, dehlizlere attık!“Başarılı ol, başarılı ol!” diye diye…“Yarış atı”na döndürmeye çalıştık!Test ile tost arasına sıkıştırmaya çalıştık!Onlara kazanma, daha fazla kazanma hırsını aşıladık.Başarıyı kutsadık, “Maddeye sahip olan her şeye sahip olur, çok kazanan mutlu olur!” mesajını verdik, her halimizle.Kötü misaller olduk ya da karşılarına kötü misaller çıkarttık.Elimizde sigara, “zararlı maddelerden uzak durmalarını” tavsiye ettik!Faize bulaştık, helâl olanı tavsiye ettik!Televizyonlarımızdan popüler kültür propagandası yapılmasına, MANEVİ VATAN’ımızın zeminin kaydırılmasına ses çıkartmadık ya da yeterince ses çıkartmadık.Biz “ümmet” olmadık!Ayağına diken batan kardeşimizin acısını hissetmedik.Aksine, diken batıranlardan olduk!Özümüz sözümüz bir olmadı.Bir gün söylediğimizi bir başka gün, adeta tekzip ettik!Muazzez Peygamberimiz’in saçını ağartan “Âyet” bize tesir etmedi.Emrolunmadığımız gibi olduk!Hasımlarımızın kinlerini şefkatimizle eritmek için çıktığımız yolda, eridikçe eridik.Yola gelmelerine vesile olmamız gerekenlere benzedik!Ya israf ya da cimrilik ettik…Ticaretimizi fırsatçılıkla kirlettik.“Ben siftah ettim, lütfen komşuma gidiniz!” diyen “ahi”lerimizi unuttuk.“Halka hizmet, Hakk’a hizmettir!” diyerek çıktık yola…Her imkân, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için araçtı bizim için…Araçlara daldık, amacı unuttuk!Araçları sevdik, birbirimizi sevmeyi unuttuk!Bugün yaşadığımız sıkıntılar, elbette hak ettiklerimiz.“Hâşa zulmetmez kuluna Hüdası, herkesin çektiği kendi cezası!”Ne varsa başımızda, hak ettiğimiz kadarı!Başka çaremiz yok;Anahtarı nerede kaybettiysek orada arayacağız!..Anahtar, ne Atina’da, Ne Paris’te, Ne Londra’da, Ne Kopenhag’da, ne de İmralı’da!..Anahtar, ‘MANEVİ VATAN’da!Biz,MANEVİ VATAN’ı çok ihmal ettik.Bundan dolayı da, Ailemizi kaybetme noktasına geldik.Çocuk istemiyoruz artık, ya da birden ikiden fazla çocuk zinhar istemiyoruz.Evlenmek istemiyoruz, ne kadar mümkünse o kadar geciktiriyoruz!Nüfusumuz hızla yaşlanıyor…O kadar ki…Aile Bakanımız bile, “Eğer trend bu şekilde devam ederse, 25 yıl sonra askere gidecek yeterince genç bulamayacağız!” diyor.Bu haldeysek ve Sayın Bakan’ın da işaret ettiği kötü gidişe son verecek işe yarar tedbirleri almıyorsak, almayacaksak…25 yıl sonra ne yapacağız, “hayâsızca akınlara” karşı?***Biz, çok muhafaza-kâr ve aynı zamanda çok ihmalkâr olduk!ANA VATAN’ı ihmal ettik.YAVRU VATAN’ı ihmal ettik.MANEVİ VATAN’ı ihmal ettik.TUSAŞ’ımızı hedef alanlar, evet, savunma alanındaki hamlelerimizden duydukları rahatsızlığı ortaya koydular.Onları rahatsız etmeye devam edeceğiz, Allah’ın izniyle.Bir de, şunları hiç unutmayacağız:· “MANEVİ VATAN” çökerse eğer, “MADDİ VATAN” da çöker!· MANEVİ VATAN güçten düşerse eğer, bizim silâhlarımız bize döner!***Biz ne zaman ki “MANEVİ VATAN”ımızı ihya ettik, o zaman yükseldik.Ne zaman ki “MANEVİ VATAN”ımızı ihmal ettik, bedelini çok ağır ödedik!Bugün “birlik, beraberlik ve kardeşlik” ortamında buluşmak istiyorsak…MANEVİ VATAN’ımızı güçlendirmek için dev adımlar atmaktan başka çaremizin olmadığının farkına varmalıyız!Anahtarı olmayacak yerlerde aramamalıyız!Serdar Arseven Milat gazetesi