Yükleniyor...
Yükleniyor...
Son yıllarda Türkiye’nin birçok şehrinde başıboş sokak köpekleri meselesi giderek büyüyen toplumsal sorunlardan ve AK Parti defterinin en tüylü kara sayfalarından biri haline gelmiştir.
Özellikle büyükşehirlerde, okul çevrelerinde, park alanlarında ve kırsal bölgelerde sürü halinde dolaşan köpekler, vatandaşların güvenliğini tehdit etmektedir. Köpeklerin sokak ortasında çocuklarımıza saldırmaları, onları yemeleri, yaralamaları, öldürmeleri yetkilileri enterese etmiyor, kulakları üzerine yatmaya devam ediyorlar.
Çinlilerin “Tuhaf zamanlarda yaşayasınız” bedduasına maruz kaldık. Köpeğe köpek diyemiyoruz arkadaş! Bu meselenin hayvan sevgisiyle alakalı olmadığını şehirlerimizin güvenliğiyle ilgili, sosyal huzurumuzla alakalı bir mesele olduğunu bir türlü anlatamıyoruz.
Herhangi bir vatandaş Van’da sokak ortasında bir çocuğa bir bıçak saplayıp öldürseydi yer yerinden oynamaz mıydı? Sosyal medya yıkılmaz mıydı? Ama köpek bir çocuğa dişlerini saplayıp çocuğu öldürüyor ancak “Van’da vahşet” “Van’da üzücü olay” diye 3. Sayfa haberi oluyor.
Hakikaten bir vatandaş bir köpeği sokak ortasında bıçaklayarak öldürse yer yerinden oynar. Köpeğin bir vatandaşı öldürmesinden daha büyük bir haber olur. Bu yönüyle gerçekten insanları bağlamışlar köpekleri salmışlar. Artık köpek ayrıcalığı diye bir şey var. Yeni yapılacak anayasada vatandaşlık bağı gibi bir bağla bir yerlere bağlanması, dokunulmazlık zırhına kavuşturulmaları da şaşırtıcı olmayacaktır. Yeni anayasada “Hayvanları Koruma Kanunu’na paralel olarak “Vatandaşı Koruma Kanunu” çıkarmayı unutmayın da!
Köpeklerin oy kullanmak hakkı da yok ki siyasetçiler nezdinde bir itibarları bir ayrıcalıkları olsun diyeceğiz ama maalesef bir yerlerden onların tasmalarını tutan, oy kullanan gizli eller var. İşte o eller siyasetçilerin ellerini bağlıyor.
Terörsüz Türkiye Süreci’ni konuştuğumuz bu günlerde bu köpek çığırtkanlarına da “Genel Koordinatörlük” gibi bir statü verilmeli, onlarla konuşulmalı, “Pati Komitacıları”na karşı da önlem alınmalı ve bu konu da artık bir karara bağlanmalıdır.
AK Parti döneminde ortaya çıkan yeni türedi bu sokak köpekleri, bu sokak teröristlerine karşı çocuklarımız, yaşlılarımız, geceleyin sokakta yürüyen vatandaşlarımız ve yalnız yürüyen annelerimiz güvende değiller. Bunları yazarken aklımıza korku filmleri geliyor.
Okula giderken korku yaşayan çocuklar nasıl bir gelecek inşa edecekler? Korku içinde büyüyen bir nesil bir gelecek inşa edebilir mi? “Anne bugün köpekler yine kovaladı” diye okuldan gelen bir çocuktan ne kahraman ne mühendis ne de huzurlu vatandaş çıkar? Çıksa çıksa hayatı boyunca tırnağını yiyen bir vatandaş çıkar.
Şu AK Parti hükümeti yetkilileri azıcık tefekkür etmez mi? AK Parti döneminde nüfus artış hızımız düşerken başıboş avare sokak köpeklerinki rekor kırıyor. Bu ne biçim popülasyon arkadaş! AK Parti ekosistemin ayarlarıyla oynadığını görmüyor mu? Hemen bize YSE (Yol su elektrik) edebiyatı yapacaklar. Tamam yollarımızı yaptınız, elektriğimizi yaptınız, şehir hastanelerini yaptınız, tanklar toplar yaptınız, köprü yaptınız Allah razı olsun. Bir de yapmadıklarınızı görün! Sebep olduğunuz felaket zincirinin bu halkasını da görün! Alt yapıyı yaptınız üst yapıya köpekleri saldınız!
Çocukların şu sokak köpekleri yüzünden korku içinde yaşamaları okula gitmeleri kabul edilebilir bir durum değildir. Mağdurlar, tıklamak için vicdanınızı arıyor! Bizden söylemesi.
PKK ile başlatılan Terörsüz Türkiye Süreci bitse insan kaynaklarımızı tüketen, paramızı iç eden yeni bir süreç sessiz sedasız pardon havlayarak ilerliyor. Hayvan hakları diye diye insan haklarını hiçe saydınız valla!
M. Ziya Gümüş Doğruhaber

Son yıllarda Türkiye’nin birçok şehrinde başıboş sokak köpekleri meselesi giderek büyüyen toplumsal sorunlardan ve AK Parti defterinin en tüylü kara sayfalarından biri haline gelmiştir.Özellikle büyükşehirlerde, okul çevrelerinde, park alanlarında ve kırsal bölgelerde sürü halinde dolaşan köpekler, vatandaşların güvenliğini tehdit etmektedir. Köpeklerin sokak ortasında çocuklarımıza saldırmaları, onları yemeleri, yaralamaları, öldürmeleri yetkilileri enterese etmiyor, kulakları üzerine yatmaya devam ediyorlar.Çinlilerin “Tuhaf zamanlarda yaşayasınız” bedduasına maruz kaldık. Köpeğe köpek diyemiyoruz arkadaş! Bu meselenin hayvan sevgisiyle alakalı olmadığını şehirlerimizin güvenliğiyle ilgili, sosyal huzurumuzla alakalı bir mesele olduğunu bir türlü anlatamıyoruz.Herhangi bir vatandaş Van’da sokak ortasında bir çocuğa bir bıçak saplayıp öldürseydi yer yerinden oynamaz mıydı? Sosyal medya yıkılmaz mıydı? Ama köpek bir çocuğa dişlerini saplayıp çocuğu öldürüyor ancak “Van’da vahşet” “Van’da üzücü olay” diye 3. Sayfa haberi oluyor.Hakikaten bir vatandaş bir köpeği sokak ortasında bıçaklayarak öldürse yer yerinden oynar. Köpeğin bir vatandaşı öldürmesinden daha büyük bir haber olur. Bu yönüyle gerçekten insanları bağlamışlar köpekleri salmışlar. Artık köpek ayrıcalığı diye bir şey var. Yeni yapılacak anayasada vatandaşlık bağı gibi bir bağla bir yerlere bağlanması, dokunulmazlık zırhına kavuşturulmaları da şaşırtıcı olmayacaktır. Yeni anayasada “Hayvanları Koruma Kanunu’na paralel olarak “Vatandaşı Koruma Kanunu” çıkarmayı unutmayın da!Köpeklerin oy kullanmak hakkı da yok ki siyasetçiler nezdinde bir itibarları bir ayrıcalıkları olsun diyeceğiz ama maalesef bir yerlerden onların tasmalarını tutan, oy kullanan gizli eller var. İşte o eller siyasetçilerin ellerini bağlıyor.Terörsüz Türkiye Süreci’ni konuştuğumuz bu günlerde bu köpek çığırtkanlarına da “Genel Koordinatörlük” gibi bir statü verilmeli, onlarla konuşulmalı, “Pati Komitacıları”na karşı da önlem alınmalı ve bu konu da artık bir karara bağlanmalıdır.AK Parti döneminde ortaya çıkan yeni türedi bu sokak köpekleri, bu sokak teröristlerine karşı çocuklarımız, yaşlılarımız, geceleyin sokakta yürüyen vatandaşlarımız ve yalnız yürüyen annelerimiz güvende değiller. Bunları yazarken aklımıza korku filmleri geliyor.Okula giderken korku yaşayan çocuklar nasıl bir gelecek inşa edecekler? Korku içinde büyüyen bir nesil bir gelecek inşa edebilir mi? “Anne bugün köpekler yine kovaladı” diye okuldan gelen bir çocuktan ne kahraman ne mühendis ne de huzurlu vatandaş çıkar? Çıksa çıksa hayatı boyunca tırnağını yiyen bir vatandaş çıkar.Şu AK Parti hükümeti yetkilileri azıcık tefekkür etmez mi? AK Parti döneminde nüfus artış hızımız düşerken başıboş avare sokak köpeklerinki rekor kırıyor. Bu ne biçim popülasyon arkadaş! AK Parti ekosistemin ayarlarıyla oynadığını görmüyor mu? Hemen bize YSE (Yol su elektrik) edebiyatı yapacaklar. Tamam yollarımızı yaptınız, elektriğimizi yaptınız, şehir hastanelerini yaptınız, tanklar toplar yaptınız, köprü yaptınız Allah razı olsun. Bir de yapmadıklarınızı görün! Sebep olduğunuz felaket zincirinin bu halkasını da görün! Alt yapıyı yaptınız üst yapıya köpekleri saldınız!Çocukların şu sokak köpekleri yüzünden korku içinde yaşamaları okula gitmeleri kabul edilebilir bir durum değildir. Mağdurlar, tıklamak için vicdanınızı arıyor! Bizden söylemesi.PKK ile başlatılan Terörsüz Türkiye Süreci bitse insan kaynaklarımızı tüketen, paramızı iç eden yeni bir süreç sessiz sedasız pardon havlayarak ilerliyor. Hayvan hakları diye diye insan haklarını hiçe saydınız valla!M. Ziya Gümüş Doğruhaber
Türkiye’de başörtüsü sorununun yoğun yaşandığı sancılı 80’li, 90’lı yılları bir düşünün. Üniversite kapılarında başörtülü genç kızlar sınavlara alınmıyor, derslere sokulmuyor, hatta bazı fakültelerde “türban” bahanesiyle mezuniyetleri engellenip hayalleri çalınıyordu.
O dönemde başörtülü öğrenciler özellikle de İmam Hatip Okulları öğrencileri bilinçliydi. Davaları hayatlarının merkezindeydi. Bir üniversitede başörtülü bir öğrenci oladursun kısa sürede benzer hassasiyetlere sahip arkadaşlar edinerek bir dayanışma ağı oluşturuyordu.
Laik kesim bu bilinçli çocuklar nedeniyle çocuklarını okullara göndermekten çekiniyordu. Zamanla bu korku, siyasal ve toplumsal baskıya dönüştü. İmam hatip okullarının kontenjanları daraltıldı, mezunları üniversitelerde katsayı engeliyle karşılaştı, atamaları zorlaştırıldı. Yapabildikleri kadar bu okulların ve öğrencilerinin önünü kestiler.
Fakat devran döndü. Bugün aynı korkuyu dindar kesim yaşıyor. Dindar kesim çocuklarını okullara göndermekten çekinir oldu. Neredeyse başörtülü gönderdikleri çocuklarının zamanla kendilerini açtıklarını görür oldular. O eski bilinçli nesil yoktu artık.
Müfredatın seküler olması, ahlaki değerlerin erozyona uğraması, gençlerin erken yaşta maruz kaldığı cinsel içerikli yayınlar, özgürlük adı altında sunulan teşhir kültürünü elbette ki göz ardı etmiyoruz ama iğneyi de kendimize batırmamız gerekiyor. Laik tayfanın bugün İmam Hatiplerden hiç korkmaması ve bizim de bu okulların artık içlerinin boşaltıldığını söylememizi es geçemeyiz.
Çocuklarımızın inançlarını ve iffetlerini koruyamama endişesini taşımıyor muyuz?
Soğuk bir kış gününde kayınbabamın babasının pencereden, lise çağındaki baldırı çıplak kızlara bir şeyler söylediğini gördüm. Daha sonra sorduğumda, “Kızlara bacaklarının üşüyüp üşümediğini sordum” demişti.
Kayınbabamın babasının bu basit sorusu, aslında derin bir vicdanın ve geleneksel hassasiyetin ifadesiydi.
Şimdi aynı hassasiyetin daha hikmetli versiyonuna bakalım: Genç bir kız vücudunu fazla belli eden kıyafetlerle bir bilgenin bulunduğu bir dükkâna girmiş. Bizim bilge, sakin bir şekilde kendisini salmış kıza baktıktan sonra oturmasını rica etmiş. Kadın oturunca bilge adam, ona hayatında unutamayacağı bir ders vermiş: “Hanımefendi! Allah’ın bu dünyada değerli kıldığı her şey örtülüdür, onları görmek ya da bulmak zordur. Elmaslar nerede bulunur? Yerin altında, kaya katmanlarının arasında, örtülü ve korunmuş halde.
İnciler nerede bulunur? Okyanusun derinliklerinde, güzel bir istiridye kabuğunun içinde örtülü.
Altın nerede bulunur? Yerin derinliklerinde toprakla örtülü. Bunlara ulaşmak için çok çalışmak, derin kazmak, sabır ve emek gerek. Vücudun da değerlidir. Sen elmastan, inciden, altından daha değerlisin. Bu yüzden sen de örtülü olmalısın. Değerli madenlerini altın, elmas ve inciler gibi örtmelisin. İnsanlar bu inci elmaslara ulaşmak için yıllarca çalışmak durumunda kalacaklar. Ailenle evlilik için temas kuracaklar. Seninle sözleşmeler imzalarlar. Ama eğer madenlerini açıkta bırakırsan, her zaman birçok yasadışı madenci çekersin. Onlar gelip, sömürür, bedava olarak o zenginlikleri alır ve Allah’ın sana verdiği değerli mallardan seni mahrum bırakır. Hiçbir emek, hiçbir sözleşme olmadan… Sadece anlık zevk için.
Bu hikâye, kadının değerine, iffetine ve toplumsal ahlâka dair bir metafordur da. Değerli madenler neden örtülüdür? Çünkü değerleri, onları korumakla doğru orantılıdır. Elması toprağın üstüne bırakırsan, herkes alır, kırar. İncileri okyanusun derinliklerinden çıkarmak zahmetlidir. Bu zahmet, o incinin kıymetini artırır. Aynı şekilde kadının vücudu da bir hazine gibidir. Onu örtmek, onu ucuzlaştırmamak, herkesin anlık hevesine açık hale getirmemektir”
90’lı yıllarda başörtüsü mücadelesi veren genç kızlar, işte bu hikmetin farkındaydı. Onlar sadece bir bez parçası için değil, kendi değerlerini, geleceklerini ve evlatlarının ahlakını ve geleceğini korumak için direndiler. Bugün ise aynı hikmeti, tersine bir korkuyla yaşıyoruz. Çocuklarımızı okullara gönderirken “Acaba iffetleri zedelenir mi?” diye endişeleniyoruz. Çünkü teşhir kültürü, sosyal medya, diziler ve reklamlar yoluyla “açık olma”nın normalleştirildiği bir çağdayız. Baldırı çıplak kızlara “üşüyor musun?” diye soran kayınbabamın babasının yerini, “özgürsün, istediğini giy” diye teşvik eden bir kültür aldı. Dün yasaklarla engellenemeyen o bilinç, bugün özgürlük illüzyonu içerisinde kan kaybediyor maalesef.
Bilgemiz bize bir hayat dersi vermişti. Değerli olan her şey örtülüdür. Elmas toprağın altında, inci kabuğun içinde, altın kayanın derinliğinde… Kadın da öyle. Onu örtmek, onu aşağılamak değil, onu yüceltmektir. Onu açıkta bırakmak, değerini yok etmektir. Çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirmeli, okullara korkarak değil, bu hikmeti taşıtarak göndermeliyiz. Eğer bir genç kız, örtünün sadece bir gelenek değil, Allah’ın ona bahşettiği paha biçilemez bir hazinenin muhafazası olduğunu idrak ederse hiçbir seküler rüzgâr onu yerinden sökemez.
M. Ziya Gümüş Doğruhaber gazetesi

Türkiye’de başörtüsü sorununun yoğun yaşandığı sancılı 80’li, 90’lı yılları bir düşünün. Üniversite kapılarında başörtülü genç kızlar sınavlara alınmıyor, derslere sokulmuyor, hatta bazı fakültelerde “türban” bahanesiyle mezuniyetleri engellenip hayalleri çalınıyordu.O dönemde başörtülü öğrenciler özellikle de İmam Hatip Okulları öğrencileri bilinçliydi. Davaları hayatlarının merkezindeydi. Bir üniversitede başörtülü bir öğrenci oladursun kısa sürede benzer hassasiyetlere sahip arkadaşlar edinerek bir dayanışma ağı oluşturuyordu.Laik kesim bu bilinçli çocuklar nedeniyle çocuklarını okullara göndermekten çekiniyordu. Zamanla bu korku, siyasal ve toplumsal baskıya dönüştü. İmam hatip okullarının kontenjanları daraltıldı, mezunları üniversitelerde katsayı engeliyle karşılaştı, atamaları zorlaştırıldı. Yapabildikleri kadar bu okulların ve öğrencilerinin önünü kestiler.Fakat devran döndü. Bugün aynı korkuyu dindar kesim yaşıyor. Dindar kesim çocuklarını okullara göndermekten çekinir oldu. Neredeyse başörtülü gönderdikleri çocuklarının zamanla kendilerini açtıklarını görür oldular. O eski bilinçli nesil yoktu artık.Müfredatın seküler olması, ahlaki değerlerin erozyona uğraması, gençlerin erken yaşta maruz kaldığı cinsel içerikli yayınlar, özgürlük adı altında sunulan teşhir kültürünü elbette ki göz ardı etmiyoruz ama iğneyi de kendimize batırmamız gerekiyor. Laik tayfanın bugün İmam Hatiplerden hiç korkmaması ve bizim de bu okulların artık içlerinin boşaltıldığını söylememizi es geçemeyiz.Çocuklarımızın inançlarını ve iffetlerini koruyamama endişesini taşımıyor muyuz?Soğuk bir kış gününde kayınbabamın babasının pencereden, lise çağındaki baldırı çıplak kızlara bir şeyler söylediğini gördüm. Daha sonra sorduğumda, “Kızlara bacaklarının üşüyüp üşümediğini sordum” demişti.Kayınbabamın babasının bu basit sorusu, aslında derin bir vicdanın ve geleneksel hassasiyetin ifadesiydi.Şimdi aynı hassasiyetin daha hikmetli versiyonuna bakalım: Genç bir kız vücudunu fazla belli eden kıyafetlerle bir bilgenin bulunduğu bir dükkâna girmiş. Bizim bilge, sakin bir şekilde kendisini salmış kıza baktıktan sonra oturmasını rica etmiş. Kadın oturunca bilge adam, ona hayatında unutamayacağı bir ders vermiş: “Hanımefendi! Allah’ın bu dünyada değerli kıldığı her şey örtülüdür, onları görmek ya da bulmak zordur. Elmaslar nerede bulunur? Yerin altında, kaya katmanlarının arasında, örtülü ve korunmuş halde.İnciler nerede bulunur? Okyanusun derinliklerinde, güzel bir istiridye kabuğunun içinde örtülü.Altın nerede bulunur? Yerin derinliklerinde toprakla örtülü. Bunlara ulaşmak için çok çalışmak, derin kazmak, sabır ve emek gerek. Vücudun da değerlidir. Sen elmastan, inciden, altından daha değerlisin. Bu yüzden sen de örtülü olmalısın. Değerli madenlerini altın, elmas ve inciler gibi örtmelisin. İnsanlar bu inci elmaslara ulaşmak için yıllarca çalışmak durumunda kalacaklar. Ailenle evlilik için temas kuracaklar. Seninle sözleşmeler imzalarlar. Ama eğer madenlerini açıkta bırakırsan, her zaman birçok yasadışı madenci çekersin. Onlar gelip, sömürür, bedava olarak o zenginlikleri alır ve Allah’ın sana verdiği değerli mallardan seni mahrum bırakır. Hiçbir emek, hiçbir sözleşme olmadan… Sadece anlık zevk için.Bu hikâye, kadının değerine, iffetine ve toplumsal ahlâka dair bir metafordur da. Değerli madenler neden örtülüdür? Çünkü değerleri, onları korumakla doğru orantılıdır. Elması toprağın üstüne bırakırsan, herkes alır, kırar. İncileri okyanusun derinliklerinden çıkarmak zahmetlidir. Bu zahmet, o incinin kıymetini artırır. Aynı şekilde kadının vücudu da bir hazine gibidir. Onu örtmek, onu ucuzlaştırmamak, herkesin anlık hevesine açık hale getirmemektir”90’lı yıllarda başörtüsü mücadelesi veren genç kızlar, işte bu hikmetin farkındaydı. Onlar sadece bir bez parçası için değil, kendi değerlerini, geleceklerini ve evlatlarının ahlakını ve geleceğini korumak için direndiler. Bugün ise aynı hikmeti, tersine bir korkuyla yaşıyoruz. Çocuklarımızı okullara gönderirken “Acaba iffetleri zedelenir mi?” diye endişeleniyoruz. Çünkü teşhir kültürü, sosyal medya, diziler ve reklamlar yoluyla “açık olma”nın normalleştirildiği bir çağdayız. Baldırı çıplak kızlara “üşüyor musun?” diye soran kayınbabamın babasının yerini, “özgürsün, istediğini giy” diye teşvik eden bir kültür aldı. Dün yasaklarla engellenemeyen o bilinç, bugün özgürlük illüzyonu içerisinde kan kaybediyor maalesef.Bilgemiz bize bir hayat dersi vermişti. Değerli olan her şey örtülüdür. Elmas toprağın altında, inci kabuğun içinde, altın kayanın derinliğinde… Kadın da öyle. Onu örtmek, onu aşağılamak değil, onu yüceltmektir. Onu açıkta bırakmak, değerini yok etmektir. Çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirmeli, okullara korkarak değil, bu hikmeti taşıtarak göndermeliyiz. Eğer bir genç kız, örtünün sadece bir gelenek değil, Allah’ın ona bahşettiği paha biçilemez bir hazinenin muhafazası olduğunu idrak ederse hiçbir seküler rüzgâr onu yerinden sökemez.M. Ziya Gümüş Doğruhaber gazetesi